<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>Gelecekte's Blog</title>
	<atom:link href="http://gelecekte.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://gelecekte.wordpress.com</link>
	<description>GELECEKTE DAHA AYDIN BİR TÜRKİYE İÇİN</description>
	<lastBuildDate>Sat, 10 Jan 2009 10:37:29 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<cloud domain='gelecekte.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://www.gravatar.com/blavatar/a087a292078ba1c6b85ebc0a821e14ac?s=96&#038;d=http://s.wordpress.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>Gelecekte's Blog</title>
		<link>http://gelecekte.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://gelecekte.wordpress.com/osd.xml" title="Gelecekte&#8217;s Blog" />
		<item>
		<title>GERÇEK MAĞDURLARIN TUTARLILIĞI</title>
		<link>http://gelecekte.wordpress.com/2009/01/10/gercek-magdurlarin-tutarliligi/</link>
		<comments>http://gelecekte.wordpress.com/2009/01/10/gercek-magdurlarin-tutarliligi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Jan 2009 10:37:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gelecekte</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[BLOG]]></category>
		<category><![CDATA[CULTURE]]></category>
		<category><![CDATA[DÜNYA]]></category>
		<category><![CDATA[NEWS]]></category>
		<category><![CDATA[POLİTİCS]]></category>
		<category><![CDATA[POLİTİKA]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE]]></category>
		<category><![CDATA[TSK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://gelecekte.wordpress.com/2009/01/10/gercek-magdurlarin-tutarliligi/</guid>
		<description><![CDATA[GENELKURMAY BAŞKANI NASIL BİR ÜSLUP GELİŞTİRDİ?
Ergenekon soruşturması, bir buçuk yıldan beri yaşamakta olduğumuz siyasi krizi tekrar derinleşme eğilimine soktu. 
Yasama, yürütme ve yargı arasındaki dengeler bir daha bozuldu, kuvvetler ayrımı ilkesi tekrar karıştı. 
Ama bu kriz sırasındaki en dikkat çekici görüntülerden biri, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tam bir sorumluluk duygusu içinde davranması oldu. Üstelik bazı emekli [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gelecekte.wordpress.com&blog=5218525&post=252&subd=gelecekte&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>GENELKURMAY BAŞKANI NASIL BİR ÜSLUP GELİŞTİRDİ?</p>
<p>Ergenekon soruşturması, bir buçuk yıldan beri yaşamakta olduğumuz siyasi krizi tekrar derinleşme eğilimine soktu. </p>
<p>Yasama, yürütme ve yargı arasındaki dengeler bir daha bozuldu, kuvvetler ayrımı ilkesi tekrar karıştı. </p>
<p>Ama bu kriz sırasındaki en dikkat çekici görüntülerden biri, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tam bir sorumluluk duygusu içinde davranması oldu. Üstelik bazı emekli komutanlarının ve muvazzaf subaylarının “terör örgütü” suçlamasına uğramasının mensupları arasında yarattığı rahatsızlığa karşın.  </p>
<p>Olup bitenler yeniden gözden geçirildiğinde, Genelkurmay’ın iki gündür attığı her adımın ölçülü, biçili ve mesaj vermeye yönelik olduğu açıkça anlaşılıyor. Şöyle ki; </p>
<p>Yeni Ergenekon dalgasının hemen ardından, Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un eşi Sevil Başbuğ ve kuvvet komutanlarının eşleri, gözaltına alınan emekli Orgeneral Kılınç’ın evine ziyarete gittiler. Böylece Genelkurmay hem kendi mensuplarına, hem de kamuoyuna ilk insani mesajını vermiş oluyordu. </p>
<p>Daha sonra Genelkurmay’da yapılan komutanlar toplantısı gece geç saatlere kadar sürdü. Anlaşılan, komutanlar durumu değerlendirmişler ve ertesi gün nasıl davranacaklarının yolunu yordamını kararlaştırmışlardı. </p>
<p>Toplantının sonuçları sabah erken saatlerde anlaşılmaya başladı. Önce, her Cuma basına yapılan haftalık brifingin iptal edildiği açıklandı. Bunun üzerine “Neler oluyor?” soruları sorulmaya başlandı. </p>
<p>İkinci hamle daha da şaşırtıcıydı. </p>
<p>Cumhurbaşkanıyla haftalık olağan görüşmesine gitmekte olan Genelkurmay Başkanı, son anda makam aracının yönünü değiştirerek Başbakanlık konutuna girdi.</p>
<p>Başbakanlık Resmi Konutu’nda yapılan görüşme 1 saat 20 dakika sürdü. </p>
<p>Başbakanlık Basın Merkezi&#8217;nden yapılan yazılı açıklamada, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın bugün Resim Konut&#8217;ta Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ile bir görüşme yaptığı, görüşme talebinin Genelkurmay Başkanı&#8217;ndan geldiği belirtilerek, görüşmede, gündemdeki son gelişmelerin değerlendirildiği kaydedildi.</p>
<p>Orgeneral İlker Başbuğ, bu görüşmenin ardından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül&#8217;le de haftalık olağan görüşmesini gerçekleştirdi. </p>
<p>Ve asıl açıklama bu görüşmeden sonra Genelkurmay Başkanlığı’nın internet sitesine düştü:   </p>
<p>“Genelkurmay Başkanı bugün öğleden sonra yapmış olduğu görüşmelerde; özellikle dün yaşanan gelişmelerle ilgili görüş ve değerlendirmelerini, sırasıyla Sayın Başbakan ve Sayın Cumhurbaşkanı&#8217;na sunmuşlardır. Kamuoyuna saygı ile duyurulur.” </p>
<p>Başbakanlık açıklamasında “gündemdeki son gelişmeler” denirken, Genelkurmay açıklamasında “özellikle dün yaşanan gelişmeler” denmesi arasındaki fark son derece dikkat çekiciydi.  </p>
<p>Dikkat çekici başka bir nokta ise, Genelkurmay’ın Ergenekon’la ilgili bu davranışlarının, dört ay önce Kocaeli Kandıra Cezaevi&#8217;nde Ergenekon nedeniyle tutuklu bulunan iki emekli generalin ziyaret edilmesi olayına çok benzemesiydi. </p>
<p>Anımsanacağı gibi, Orgeneral İlker Başbuğ Genelkurmay Başkanı olmasının hemen ertesinde, Kocaeli Garnizon Komutanını, Kandıra Cezaevinde tutuklu bulunan Şener Eruygur ve Hurşit Tolon’u ziyaretle görevlendirmişti. </p>
<p>Ziyaretin hemen ardından, yine bugün olduğu gibi Genelkurmay’ın internet sitesine düşen açıklamada şunlar söylenmişti: “03 Eylül 2008 günü, saat 11.30’da Kocaeli ili Garnizon Komutanı Korgeneral Galip Mendi, Kandıra Cezaevinde tutuklu olarak bulunan emekli Orgeneral Şener ERUYGUR ile emekli Orgeneral Hurşit TOLON&#8217;u ziyaret etmiştir.</p>
<p>Türk Silahlı Kuvvetlerine uzun süre hizmet veren iki emekli komutana yapılan bu ziyaret, Türk Silahlı Kuvvetleri adına gerçekleştirilmiştir. Bilindiği üzere, dün olduğu gibi bugün de Türk Silahlı Kuvvetlerinin yargıya olan saygısı ve güveni tamdır.”</p>
<p>Sonuç olarak, Ankara’da iki gündür yine siyasi bir kriz yaşanıyor. </p>
<p>Ama bu kez krizin taraflarından biri son derece farklı bir üslup sergiliyor.</p>
<p>Olayda doğrudan kendi mensupları hedef alınmış olan Genelkurmay Başkanlığı, mağduriyet gösterileri yapmak yerine, tutarlı, hukuka saygılı ama aynı derecede kararlı bir tavır ortaya koyuyor.   </p>
<p>Genelkurmay’dan 27 Nisan benzeri bir e-muhtıra bekleyenler, hatta bunu arzu edenler büyük düş kırıklığına uğradılar.  </p>
<p>Bu yeni üslup, eskisi gibi sahte mağdurlar yaratmak yerine, kamuoyunun gerçek mağdurların kimler olduğunu daha iyi görmesini de sağlıyor. </p>
<p>Odatv.com</p>
Posted in Uncategorized Tagged: AB, abd, BLOG, CULTURE, DÜNYA, NEWS, POLİTİCS, POLİTİKA, siyaset, TÜRKİYE, TSK <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/gelecekte.wordpress.com/252/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/gelecekte.wordpress.com/252/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/gelecekte.wordpress.com/252/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/gelecekte.wordpress.com/252/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/gelecekte.wordpress.com/252/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/gelecekte.wordpress.com/252/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/gelecekte.wordpress.com/252/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/gelecekte.wordpress.com/252/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/gelecekte.wordpress.com/252/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/gelecekte.wordpress.com/252/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gelecekte.wordpress.com&blog=5218525&post=252&subd=gelecekte&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gelecekte.wordpress.com/2009/01/10/gercek-magdurlarin-tutarliligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/d413290d6f3005ee7d15b46e4c8638d9?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">gelecekte</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>HALK VE ERGENEKON</title>
		<link>http://gelecekte.wordpress.com/2009/01/08/halk-ve-ergenekon/</link>
		<comments>http://gelecekte.wordpress.com/2009/01/08/halk-ve-ergenekon/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Jan 2009 09:37:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gelecekte</dc:creator>
				<category><![CDATA[BİLİM]]></category>
		<category><![CDATA[DÜNYA]]></category>
		<category><![CDATA[DİN]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[genel kültür]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://gelecekte.wordpress.com/2009/01/08/halk-ve-ergenekon/</guid>
		<description><![CDATA[OKAY GÖNENSİN&#8217;den biz halkın anladığı dilde ergenokon anlatımı,
Üç dalga bir arada
Ergenekon davası, daha ilk soruşturma başladığı andan itibaren iki zıt tepkiyle karşılandı. Türkiye’nin yakın geçmişindeki karanlık noktaların aydınlatılmasını isteyenler ve umut edenler davayı olumlu karşıladı. Buna karşılık bir kesim bu davanın bir “Atatürkçüleri tasfiye” operasyonundan ibaret olduğunu savundu.
Ergenekon davasında sanık ve zanlı durumundaki kişiler üç [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gelecekte.wordpress.com&blog=5218525&post=247&subd=gelecekte&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>OKAY GÖNENSİN&#8217;den biz halkın anladığı dilde ergenokon anlatımı,</p>
<p>Üç dalga bir arada<br />
Ergenekon davası, daha ilk soruşturma başladığı andan itibaren iki zıt tepkiyle karşılandı. Türkiye’nin yakın geçmişindeki karanlık noktaların aydınlatılmasını isteyenler ve umut edenler davayı olumlu karşıladı. Buna karşılık bir kesim bu davanın bir “Atatürkçüleri tasfiye” operasyonundan ibaret olduğunu savundu.</p>
<p>Ergenekon davasında sanık ve zanlı durumundaki kişiler üç farklı grupta yer alıyor.</p>
<p>Bunlardan biri, çeşitli şekillerde ve yıllardır, Susurluk da dahil olmak üzere çete faaliyetlerine karışmış ve bir şekilde devlet ya da devletin içinde bulunan kişilerle temasta olanlardır.</p>
<p>İkinci grupta emekli askerler ve bunlarla ilişkili bazı siviller bulunuyor. Bu emekli askerlerden bazılarının birinci gruptakilerle ilişkileri de kendi ağızlarından doğrulanmıştır.</p>
<p>***</p>
<p>Dava sürecinde henüz bu iki grubun ilişkileri tam olarak çözülmüş değildir. Danıştay saldırısı ve bazı suikastlar dolayısıyla bazı “suç ilişkileri”nin belirtileri ortaya çıkmıştır, ama bunların kanıtlandığını söylemek için henüz erkendir.</p>
<p>Üçüncü grupta ise, imkânları dolayısıyla AKP hükümetine en şiddetli şekilde muhalefet etmiş bazı kişiler bulunuyor. Bu gruptakilerin de diğer iki grupla örgütsel ilişkileri kesinleşmiş değildir.</p>
<p>Deniz Baykal da ilk kez dün, bu dava dolayısıyla suç örgütü oluşturmuş kişilerle, tanınmış muhalif kişilerin yan yana konulduğundan söz etti.</p>
<p>***</p>
<p>Dava sürecinde asker kişilerin, görevde oldukları dönemdeki “darbe” girişimleri ele alınmamakta, bu kişilerin emekli olduktan sonraki kargaşalık ve darbe ortamı yaratmayı hedefleyen faaliyetleri soruşturulmaktadır. Ancak dünkü operasyonda bazı muvazzaf subayların da gözaltına alınması, eski olayların da davaya dahil edilmesi ihtimalini güçlendirmiştir.</p>
<p>Bu davanın sağlıklı yürümesi için gözetilmesi gereken önemli bir husus, özenli davranma hususu dünkü operasyonlarda çiğnenmiş gibi görülüyor.</p>
<p>Davanın konusu AKP’ye en şiddetli ve sert muhalefeti yapan kişiler değildir ve olamaz, Türkiye bütün siyasi faaliyetlerin serbest olduğu bir ülkedir. En azından öyle olmaya yaklaşmıştır. Bu durumu çiğneyerek siyasi görüşler üzerine kurulu davalar yaratmak demokratik düzende onarılmaz yaralar açar.</p>
<p>***</p>
<p>Dünkü operasyon, özellikle de kovuşturulan üç isim davayı sulandırma hevesinde olanların etkin olabildiğini gösteriyor. Prof. Yalçın Küçük, Prof. Kemal Gürüz ve Sabih Kanadoğlu’nun “çete” örgütlenmelerinin içinde yer aldıkları iddiasını inandırıcı bulmak güçtür. Eğer bu üç isim, muhalif kimlikleri dolayısıyla davaya katılmak isteniyorsa sadece Ergenekon davası en ağır şekilde sulandırılmış olmakla kalmaz, ülke de çok tehlikeli bir yola sokulmuş olur.</p>
<p>Ergenekon davası ancak en geniş ve açık demokratik kurallar içinde yürütülürse yakın geçmişimizin karanlıklarını geride bırakabiliriz. Bu dava dolayısıyla başka hedefler yaratmaksa, ancak bu karanlıkları yarına da taşıyacaktır.</p>
<p>Diğer bir yazı da ODATV.COM&#8217;DAN</p>
<p>BİZ HALKIN ANLAYACAĞI DİLDEN İKİ YAZI</p>
<p class="style4" style="padding-left:10px;">ERGENEKON SORUŞTURMASI’NIN AŞURE ÇORBASIYLA NE İLGİSİ VAR?</p>
<div id="detaildiv"><img src="http://gelecekte.wordpress.com/wp-admin/images/smallImages/separator3.gif" alt="" /></div>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;">
<div class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:13pt;color:black;"><span style="font-family:Times New Roman;">Ergenekon soruşturması başladığında tüm Türkiye umutlandı. Sanıldı ki; Türkiye’deki başta faili meçhul cinayetler olmak üzere karanlık olaylar bir bir açığa çıkarılacaktı.</span></span></div>
<div><span style="font-size:13pt;color:black;"><span style="font-family:Times New Roman;">Ancak umutlar sonraki günlerde yerini kuşkulara bıraktı.<br />
Her dalgada gözaltına öyle birbirinden farklı isimler alındı ki, bu isimlerin bir arada olması çok tartışıldı. Kamuoyunca değer verilen fikir ve düşünce adamları, emekli paşalar, karanlık isimlerle aynı listeye konuldu.<br />
Yani her Ergenekon gözaltısında bir <strong>“mönü” </strong>hazırlanıyordu ve bir bakıma  <strong>“aşure çorbası” </strong>gibi servise sunulmaya başlandı.<br />
Örnek vererek anlatalım; son gözaltıları analiz edelim…<br />
Bakınız; <strong>Prof. Dr. Yalçın Küçük, emekli Orgeneral Tuncer Kılınç, emekli Orgeneral Kemal Yavuz </strong>ve <strong>YÖK eski başkanı Kemal Gürüz </strong>gibi isimlerin yanına, Susurluk davasının önemli sanıklarından <strong>Eski Özel Harekat Dairesi’nden İbrahim Şahin </strong>konuluyor.<br />
Yetmiyor bu operasyonun içinde birkaç bomba ve silahın da konulması gerekiyor. Bu da yapılıveriyor.</span></span></div>
<p><span style="font-size:13pt;color:black;"><span style="font-family:Times New Roman;">Kuşkusuz  Ergenekon soruşturması ve davasının nasıl sonuçlanacağına hukuk karar verecek.<br />
Ancak her operasyonda bu tür bir <strong>“mönü”</strong>nün sunulması hayli ilgi çekiyor.<br />
Sanki <strong>‘kamuoyunda saygın isimlerin karanlık isimlerle işbirliği halinde göstermeye çalışılıyor’</strong> yorumlarına neden oluyor.<br />
Buna dikkat çeken isimlerden biri de CHP lideri Deniz Baykal.</p>
<p><strong>Ne dedi düzenlediği basın toplantısında Deniz Baykal, hatırlayalım:</strong></p>
<p> </p>
<p></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:13pt;color:black;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><em><span style="font-size:13pt;color:black;"><span style="font-family:Times New Roman;">“Parsel parsel adalet olmaz, <span> </span>adalet bir bütündür. Dalga dalga başı belli değil sonu belli değil, aşama aşama tutuklamalarla bir dava ve hukuk yerine getirilmez, bir siyasi hesaplaşma sürdürülür. Bugün maalesef yaşanan da budur.</span></span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><em><span style="font-size:13pt;color:black;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><em><span style="font-size:13pt;color:black;"><span style="font-family:Times New Roman;">Bu davanın içinde yer alan toplumun saygın isimlerden hesap sormanın yanı sıra, çeşitli mafya ilişkileri içinde olan insanları aynı sepete koyup onları harcama planı birlikte götürülüyor.</span></span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><em><span style="font-size:13pt;color:black;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><em><span style="font-size:13pt;color:black;"><span style="font-family:Times New Roman;">Bu dava için niçin özel bir mahkemede yargılama gerçekleştiriliyor? Eğer sadece mafya ilişkileri dolayısıyla Türkiye’de çok normal mahkemeler var oraya götürülebilirdi. Türkiye’de mafya olağanüstü önlemler alınması gereken bir noktada değil. Bu ilgi, bu anlayış, Silivri düzeni, o mafya ilişkileri içinde yer alan insanlardan dolayı mı yoksa toplumdaki değerli kişiler açısından mı bir ihtimam gösterilmektedir?”</span></span></em></p>
<div></div>
<p><span style="font-size:13pt;color:black;"></p>
<div><span style="font-family:Times New Roman;">Bunlar yetmiyormuş gibi; Sisi lakaplı ünlü menajer <strong>Seyhan Soylu</strong>, oyuncu <strong>Nurseli İdiz</strong> bile bu soruşturma çerçevesinde gözaltına alındı.</span></div>
<div><span style="font-family:Times New Roman;">Magazin dünyası, TNT kalıpları, el bombaları, tüfekler de girince <strong>‘vay be!’</strong> dedirtecek bir manzara ortaya çıktı. Sağ olsun yandaş medya da; bu listenin oluşmasında azami bir gayret sergiledi, hedef gösterdi, kamuoyunu manipule etti.</span></div>
<p><span style="font-family:Times New Roman;">Yani Baykal&#8217;a göre, kamuoyu nezdinde genel bir kanı, yaftalama ve yıpratma politikası yürütüldü. Bu aslında Türkiye’de son süreçte yaşadığı psikolojik harbin en önemli unsuru oldu.</p>
<p>Uzun lafın kısası; bizden size hiçbir yerde bulamayacağınız (!) <strong>‘aşure çorbası’</strong> misali Ergenekon tarifi, afiyet olsun:</p>
<div><span style="font-family:Times New Roman;"><strong>1 ölçek Susurlukçu<br />
3 ölçek bomba (el bombası makbuldür), TNT, tüfek ve fünye<br />
10 ölçek muhalif aydın isim</strong></span></div>
<div><span style="font-family:Times New Roman;">Bu ölçeklerde verdiğimiz malzemeleri iyice karıştırdıktan sonra, sabah erken saatlerinde tüketebilirsiniz.</span></div>
<p></span><span style="font-family:Times New Roman;"> </p>
<p></span></span><strong><span style="font-size:14pt;color:black;"><span style="font-family:Times New Roman;">Barış Pehlivan</span></span></strong></p>
<div><span style="font-size:13pt;color:black;"><strong><span style="font-family:Times New Roman;">Odatv.com</span></strong></span></div>
<p><span style="font-size:13pt;color:black;"> </p>
<p></span></p>
Posted in BİLİM, DÜNYA, DİN, ekonomi, eğitim, genel kültür, siyaset, İSLAM  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/gelecekte.wordpress.com/247/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/gelecekte.wordpress.com/247/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/gelecekte.wordpress.com/247/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/gelecekte.wordpress.com/247/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/gelecekte.wordpress.com/247/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/gelecekte.wordpress.com/247/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/gelecekte.wordpress.com/247/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/gelecekte.wordpress.com/247/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/gelecekte.wordpress.com/247/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/gelecekte.wordpress.com/247/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gelecekte.wordpress.com&blog=5218525&post=247&subd=gelecekte&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gelecekte.wordpress.com/2009/01/08/halk-ve-ergenekon/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/d413290d6f3005ee7d15b46e4c8638d9?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">gelecekte</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://gelecekte.wordpress.com/wp-admin/images/smallImages/separator3.gif" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>“Öteki” ile birlikte yaşamak</title>
		<link>http://gelecekte.wordpress.com/2009/01/05/%e2%80%9coteki%e2%80%9d-ile-birlikte-yasamak/</link>
		<comments>http://gelecekte.wordpress.com/2009/01/05/%e2%80%9coteki%e2%80%9d-ile-birlikte-yasamak/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Jan 2009 12:40:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gelecekte</dc:creator>
				<category><![CDATA[BİLİM]]></category>
		<category><![CDATA[DÜNYA]]></category>
		<category><![CDATA[DİN]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[genel kültür]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUK]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[öteki]]></category>
		<category><![CDATA[boğaziçi]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[dindar]]></category>
		<category><![CDATA[LAİK]]></category>
		<category><![CDATA[muhafazakarlar]]></category>
		<category><![CDATA[TUTUCU]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://gelecekte.wordpress.com/2009/01/05/%e2%80%9coteki%e2%80%9d-ile-birlikte-yasamak/</guid>
		<description><![CDATA[Rıza Türmen&#8217;den güncel bir yazı,
“Türkiye’de Farklı Olmak, Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler” başlıklı araştırmanın ortaya çıkardığı gerçek, özellikle Anadolu’da yaşayan ve laik bir yaşam biçimini seçmiş insanların, üzerlerinde dinsel-muhafazakâr çevrelerin baskısını hissetmeleri, ayrımcılığa maruz kalmaları. Araştırmayı yapanların izlenimi, “farklı kimlikte olanlara karşı uygulanan baskı ve ayrımcılığın, Anadolu kentlerinde AKP tarafından atanmış kadroların icraatları ve cemaatlerin [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gelecekte.wordpress.com&blog=5218525&post=245&subd=gelecekte&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Rıza Türmen&#8217;den güncel bir yazı,</p>
<p>“Türkiye’de Farklı Olmak, Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler” başlıklı araştırmanın ortaya çıkardığı gerçek, özellikle Anadolu’da yaşayan ve laik bir yaşam biçimini seçmiş insanların, üzerlerinde dinsel-muhafazakâr çevrelerin baskısını hissetmeleri, ayrımcılığa maruz kalmaları. Araştırmayı yapanların izlenimi, “farklı kimlikte olanlara karşı uygulanan baskı ve ayrımcılığın, Anadolu kentlerinde AKP tarafından atanmış kadroların icraatları ve cemaatlerin faaliyetleriyle birleşip Türkiye’nin geleceği hakkında kaygı veren bir ortam yarattığıdır.”<br />
Öte yandan, Türkiye’de, özellikle büyük kentlerde, İslamcı-muhafazakâr yaşam biçimini seçmiş olup da kendini baskı altında hissedenler olduğu da bir gerçek.<br />
Sorun ayrı kimliklere sahip, ayrı dünyalara ait bu insanların, birlikte nasıl yaşayabilecekleri.</p>
<p>Anlamadan yaşamak<br />
Bir dönem Türkiye’de, Alman düşünür Habermas’in ortaya attığı ”anayasal yurttaşlık” kavramı, birlikte yaşamanın sihirli formülü olarak görüldü. Buna göre, demokratik bir anayasada yazılı temel ilkelerin bütün yurttaşlar tarafından kabul edilmesi, o ülkedeki farklı kimliklere sahip insanların birlikte yaşamalarını sağlayacaktır. Böyle bir anayasal mutabakat gerekli bir önkoşul ama yeterli değil. Anayasal yurttaşlık birlikte var olmayı sağlayabilir ancak bireyler arasında iletişim kurmak bakımından yetersiz. Farklı kimliklere sahip bireyler, karşı karşıya durarak birbirlerine bakacaklar ancak aralarında hiçbir iletişim olmayacak. Birbirlerini anlamadan nasıl birlikte yaşayacaklar?</p>
<p>Temel, birey ve özne<br />
Birlikte yaşamanın temel ekseni Türk insanının bağımsız, özgür birey, özne olmasından geçiyor. Yani Türk insanı cemaatsel bağlardan bağımsız olarak kendi yaşam öyküsünü belirleme yeteneğine sahip olmalı. Bunun gerçekleşmesi bireyin cemaatsel yaşamın dışına çıkmasına bağlı. Bu aynı zamanda Türk toplumunun modernleşmesi sorunu. Demokrasinin gelişmesi de bununla yakından ilgili. Türkiye’de insanlar dinsel ya da seküler cemaatler içinde yaşıyor. Her cemaatin kendi kodları var. Kendi cemaatinden olmayan “öteki” ile iletişimi yok. Bu tip toplumsal bir yapı, ister istemez bir kutuplaşmaya, sürekli bir gerginliğe yol açıyor. Bireyselleşen insan dinsel bir yaşam biçimi seçmekte özgür. Modern toplumlarda kamusal alan, farklı yaşam biçimlerinin bir arada bulunmasına olanak sağlıyor.</p>
<p>İnsanı sevmekSonraki aşama olarak, bireyin, “öteki”ni de birey olarak kabul etmesi, tanıması, onunla iletişim kurması gerekli. Fransız düşünür Levinas’a göre, etik düşünce, kendini “öteki”ne karşı tanımlamakla, kendi varlığını aşarak “öteki”nin bilincinde olmakla başlar. “Öteki”ni belirleyen şey, yüzü. Ancak yüzünü gördüğü “Öteki” ile iletişim kurmak olanağı var. İletişim bireyler arasındaki farklılığı ortadan kaldırmaz. Tersine, farklılığı korur. “Öteki”ni tanımak, kabul etmek, kendini aşarak “Öteki”ne ulaşmak demek. Bir karşılık beklemeden “Öteki”ne karşı kendini sorumlu görmek demek. Levinas’ın düşüncesi, bireyselliğin getirdiği bencilliği önlemek açısından da önem taşıyor. Yüzünü gördüğünüz insanı, sadece insan olduğu için sevmeyi, ona karşı sorumluluk duymayı öngörüyor.</p>
<p>Nasıl bir Türkiye?<br />
Ekonomik gelişmenin, kentleşmenin, bireyselleşmeyi de birlikte getireceğini düşünüyorum. Ancak bu konuda devlete düşen görevler de var. Cemaatselleşmeyi değil, bireyselleşmeyi teşvik edici politikalar izlemek, bireyselleşme ve bireyler arasındaki iletişime kurumsal destek vermek gibi. Bütün bunlar, bireyin özgürlüğünü temel alan ve kültürel farklılığa yer açan bir demokrasi anlayışını gerektiriyor.<br />
“Öteki”ni kabul eden ve onunla iletişim kuran bir kültürün yerleşmesi büyük ölçüde eğitim sistemine bağlı. İlkokuldan başlayarak eğitime yepyeni bir bakış açısı, ve buna göre eğitilmiş öğretmenlere ihtiyaç var.<br />
Nasıl bir Türkiye’de yaşamak istiyoruz? “Öteki”ne saygılı bir Türkiye’de mi, yoksa “Öteki”ni zorla “biz”leştirmeye çalışan, olmazsa onları ortadan kaldırmak isteyen bir Türkiye de mi?</p>
Posted in ÇOCUK, BİLİM, DÜNYA, DİN, ekonomi, eğitim, genel kültür, siyaset, İSLAM Tagged: AKP, öteki, boğaziçi, CHP, dindar, LAİK, muhafazakarlar, TUTUCU <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/gelecekte.wordpress.com/245/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/gelecekte.wordpress.com/245/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/gelecekte.wordpress.com/245/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/gelecekte.wordpress.com/245/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/gelecekte.wordpress.com/245/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/gelecekte.wordpress.com/245/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/gelecekte.wordpress.com/245/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/gelecekte.wordpress.com/245/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/gelecekte.wordpress.com/245/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/gelecekte.wordpress.com/245/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gelecekte.wordpress.com&blog=5218525&post=245&subd=gelecekte&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gelecekte.wordpress.com/2009/01/05/%e2%80%9coteki%e2%80%9d-ile-birlikte-yasamak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/d413290d6f3005ee7d15b46e4c8638d9?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">gelecekte</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>GÜLEN HAREKETİ VE BİLİM</title>
		<link>http://gelecekte.wordpress.com/2009/01/02/gulen-hareketi-ve-bilim/</link>
		<comments>http://gelecekte.wordpress.com/2009/01/02/gulen-hareketi-ve-bilim/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2009 10:58:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gelecekte</dc:creator>
				<category><![CDATA[BİLİM]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA]]></category>
		<category><![CDATA[DİN]]></category>
		<category><![CDATA[GÜLEN HAREKETİ]]></category>
		<category><![CDATA[HABER]]></category>
		<category><![CDATA[HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[Politics Life News Music Family Photography Religion Personal Art Poetry Thoughts Entertainment Travel Culture Books Random Food Media Friends Events Movies Writing Love Video Humor Economy Business P]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYEDEN HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[genel kültür]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM]]></category>
		<category><![CDATA[ÖTEKİLER]]></category>
		<category><![CDATA[GÜLEN]]></category>
		<category><![CDATA[HAREKET]]></category>
		<category><![CDATA[MUHAFAZAKARLAŞTIRMA]]></category>
		<category><![CDATA[MİLLİYET GAZETESİ]]></category>
		<category><![CDATA[POLİTİKA]]></category>
		<category><![CDATA[YANDAŞ MEDYA]]></category>
		<category><![CDATA[ZAMAN GAZETESİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://gelecekte.wordpress.com/2009/01/02/gulen-hareketi-ve-bilim/</guid>
		<description><![CDATA[Bilim adamları Gülen hareketini destekler araştırmalar yaparsa bravo.
Ama Gülen hareketinin gerçek yüzünü ortaya çıkaracak araştırma sonuçlarını ortaya çıkarırsa vay hallerine&#8230;
İşte bu araştırmalardan birinin sonuçları ve yandaş medya yorumlarını çok güzel anlatan bir yazı;
Ece Temelkuran&#8217;dan:
Gülen ‘hareketi’ ve bilim
Dileriz ki bu yıl herkes gerçek yüzünü göstersin. Tıpkı Zaman gazetesi gibi. Şöyle ki&#8230;
2008 kapanıp 2009 açılırken eski yıldan [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gelecekte.wordpress.com&blog=5218525&post=243&subd=gelecekte&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Bilim adamları Gülen hareketini destekler araştırmalar yaparsa bravo.<br />
Ama Gülen hareketinin gerçek yüzünü ortaya çıkaracak araştırma sonuçlarını ortaya çıkarırsa vay hallerine&#8230;<br />
İşte bu araştırmalardan birinin sonuçları ve yandaş medya yorumlarını çok güzel anlatan bir yazı;<br />
Ece Temelkuran&#8217;dan:</p>
<p>Gülen ‘hareketi’ ve bilim<br />
Dileriz ki bu yıl herkes gerçek yüzünü göstersin. Tıpkı Zaman gazetesi gibi. Şöyle ki&#8230;<br />
2008 kapanıp 2009 açılırken eski yıldan yenisine taşınan sadece Melih Gökçek’in ve bu konuda bütün bir Türkiye’nin çektiği karın ağrısı değildi. Aynı zamanda Açık Toplum Enstitüsü’nün yaptırdığı “Türkiye’de Farklı Olmak:<br />
Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler” başlıklı araştırma ve araştırmanın kimi çevrelerde yarattığı son derece enteresan sonuçlar da 2009’a taşındı.<br />
Türkiye’de azınlık haline gelen laik çevrenin dini muhafazakârlık tarafından baskı altında tutulduğunu anlatan araştırma daha ilk günden Zaman gazetesinin tam cephe taarruzuna maruz kalmıştı.<br />
Elbette Zaman gazetesinin esas meselesi araştırmada ortaya çıkan Fethullah Gülen cemaatinin Anadolu’yu bir “ahtapot gibi” sarmış olduğu ve bu ahtapotun bir kolunun da Zaman gazetesi olduğu gerçeğiydi. Tartışmayı “mahalle baskısı” gibi kaygan bir alana çekmek istemelerinin bir nedeni vardı.<br />
Çünkü araştırmanın, Gülen cemaatinin Anadolu’da kendisinden olmayanın ekmeğiyle oynadığını söyleyen kısmıyla ilgili ne diyeceklerini bilmiyorlardı.<br />
Üstelik cemaatin para ilişkilerinde şeffaflık olmaması meselesiyle ilgili konuşsalar muhtemelen Kuran-ı Kerim’den alıntı yapamayacaklardı. Velhasıl tam cephe taarruz, haberiyle köşe yazısıyla sürdü. Ama Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı’nın şahsen sergilediği Aslan Asker Şvayk tavrı en güzeliydi. Zira Dumanlı söze “Böyle araştırma mı olur!” diye girdi. Bilim adamı mı bilmiyorum ama ona göre bu araştırma kesinlikle bilimsel değildi! Sonra ne yaptı peki? Şöyle başlayan yeni bir yazı yazdı:<br />
“Geçen hafta Ankara’daydım. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’e de kısa bir ziyarette bulundum. Havadan sudan konuşurken söz geldi ‘Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler’ başlıklı araştırmaya.”<br />
Belli ki Dumanlı geze geze bu araştırmayı konuşuyor. Kafaya takmış!<br />
Ve fakat nihayet Zaman’dan birisi açıkgönüllük ve samimiyetle bu konuda bir yazı yazdı.</p>
<p>Teşekkürler Ali Ünal!<br />
Gazete (arşivlere bakınca görüyorsunuz) araştırma yayımlandığı günden bu yana, araştırmanın aleyhinde her gün en az bir haber ve bir yazıya yer vermiş olmasına rağmen bence gazetenin esas görüşü ilk kez kamuoyuna yazar Ali Ünal’ın yazısıyla yansıdı.<br />
Ünal, yazısının sonunda diyor ki “Türkiye’de bugün ‘laikçi’ denilen kesimden hususi örneklenmiş bazılarının Müslümanların güya kendilerine baskı uygulandığı suçlamalarının altında, onların toplumun İslami hassasiyetleri karşısında bizzat vicdanlarının kendilerini suçlu görmeleri psikolojisi yatmaktadır, yoksa kendilerine herhangi bir baskı yapılıyor olması değil.”<br />
Yazının tamamında, doğru olanın Müslüman olmak olduğu ve zaten Müslüman bir toplumda tersine davranmanın demokrasi ve insan haklarıyla bağdaşmadığı anlatılıyor. Muhafazakârların doğru değerleri olduğu için, kendileri gibi olmayanlardan aynı değerleri benimsemelerini bekleme haklarının olduğuna değiniliyor.<br />
Teşekkürler Ali Ünal, hem cemaatin hem de Zaman gazetesinin hakiki ve samimi görüşlerini ‘hoşgörü, diyalog, birlikte yaşama’ gibi kavramlarla örtmeden anlattığınız için. Dilerim bu yıl herkes Zaman gazetesi gibi gerçek yüzüyle konuşur&#8230;</p>
Posted in BİLİM, DOĞA, DİN, eğitim, GÜLEN HAREKETİ, genel kültür, HABER, HABERLER, Politics Life News Music Family Photography Religion Personal Art Poetry Thoughts Entertainment Travel Culture Books Random Food Media Friends Events Movies Writing Love Video Humor Economy Business P, siyaset, TÜRKİYE, TÜRKİYEDEN HABERLER, Uncategorized, İSLAM Tagged: ÖTEKİLER, BİLİM, DİN, GÜLEN, HAREKET, MUHAFAZAKARLAŞTIRMA, MİLLİYET GAZETESİ, POLİTİKA, siyaset, YANDAŞ MEDYA, ZAMAN GAZETESİ <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/gelecekte.wordpress.com/243/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/gelecekte.wordpress.com/243/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/gelecekte.wordpress.com/243/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/gelecekte.wordpress.com/243/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/gelecekte.wordpress.com/243/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/gelecekte.wordpress.com/243/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/gelecekte.wordpress.com/243/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/gelecekte.wordpress.com/243/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/gelecekte.wordpress.com/243/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/gelecekte.wordpress.com/243/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gelecekte.wordpress.com&blog=5218525&post=243&subd=gelecekte&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gelecekte.wordpress.com/2009/01/02/gulen-hareketi-ve-bilim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/d413290d6f3005ee7d15b46e4c8638d9?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">gelecekte</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>GÖKÇEK GİDİCİ Mİ?</title>
		<link>http://gelecekte.wordpress.com/2008/12/25/gokcek-gidici-mi-7/</link>
		<comments>http://gelecekte.wordpress.com/2008/12/25/gokcek-gidici-mi-7/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Dec 2008 14:49:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gelecekte</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://gelecekte.wordpress.com/2008/12/25/gokcek-gidici-mi-7/</guid>
		<description><![CDATA[Bu blog Dünya&#8217;nın bloğu,kim bu GÖKÇEK diyecekler.
Türkiye&#8217;nin başşehri Ankara&#8217;nın en uzun belediye başkanlığını yapan kişi diye özetleyebiliriz.
Devamla habere geçersek:
ERHAN GÖKSEL&#8217;DEN ŞOK İDDİA
Strateji uzmanı Erhan Göksel’den yeni bir iddia daha…
Erhan Göksel Odatv.com mikrofonlarına konuştu. 
Star Tv’de canlı yayımlanan Kemal Kılıçdaroğlu ile Melih Gökçek tartışmasından sonra AKP ve Başbakan Erdoğan cephesinde Melih Gökçek’in durumu nasıl karşılandı?
Acaba Melih [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gelecekte.wordpress.com&blog=5218525&post=242&subd=gelecekte&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Bu blog Dünya&#8217;nın bloğu,kim bu GÖKÇEK diyecekler.<br />
Türkiye&#8217;nin başşehri Ankara&#8217;nın en uzun belediye başkanlığını yapan kişi diye özetleyebiliriz.<br />
Devamla habere geçersek:</p>
<p>ERHAN GÖKSEL&#8217;DEN ŞOK İDDİA<br />
Strateji uzmanı Erhan Göksel’den yeni bir iddia daha…</p>
<p>Erhan Göksel Odatv.com mikrofonlarına konuştu. </p>
<p>Star Tv’de canlı yayımlanan Kemal Kılıçdaroğlu ile Melih Gökçek tartışmasından sonra AKP ve Başbakan Erdoğan cephesinde Melih Gökçek’in durumu nasıl karşılandı?</p>
<p>Acaba Melih Gökçek yeniden Ankara Büyükşehir Belediye başkan adayı olacak mı?</p>
<p>Erhan Göksel&#8217;in özellikle dikkat çektiği hususlar şunlardı:</p>
<p>1-Melih Gökçek çok yıprandı ve haliyle ekibi de yoruldu.</p>
<p>2-Melih Gökçek sola yönelik saldırılarılya solun Karayalçın&#8217;da birleşmesini sağladı.</p>
<p>3-Melih Gökçek MHP&#8217;ye savaş açtığı için MHP oylarını kaybetti.</p>
<p>4-Melih Gökçek&#8217;in Karayalçın&#8217;ı Kürtçülükle suçlaması Türkiye genelinde AKP&#8217;ye oy veren Kürtlerin AKP&#8217;den uzaklaşmasını sağladı.</p>
<p>5-Başbakan Erdoğan Melih Gökçek&#8217;in adaylığı konusunda ne düşünüyor?</p>
<p>6-Turgut Altınok ile olan kavgası Keçiören belediye başkanın sevenlerinin büyük şehirde Melih Gökçek&#8217;e oy vermeyecek olanlar yüzünden AKP oylarını geriletti.</p>
<p>Odatv.com</p>
<p>“Dün gece Melih Bey, çok kötü bir performans gösterdi.</p>
<p> Aslında Kemal Bey, Melih beyin agresif tavrı nedeniyle konuya hakimiyetini kaybetti. En azından gaz sayaçlarında. Melih Bey “63 euroya aldım” diyor. Kemal Bey de “300 dolar” diyor. Oradaki hassas nokta, Melih Bey gerçekten 63 euroya almış ama 300 dolara satıyor. Mesele fahiş fiyatla halka satılıyor olmasıydı. Kemal Bey o hassasiyeti kaçırdı. </p>
<p>Bunu niye söylüyorum? </p>
<p>Bazı konularda Melih Bey çok paniğe kapılmış. Adeta Kemal Bey’in açıklamalarını sabote etmeye çalışan, susturmaya çalışan, korktuğu bir şey varmış gibi terleyerek, sıkılarak ki, Kemal Bey de terlemesi konusunda “bir mendil verin” diye ilginç bir espri yaptı. Bunu da göz önüne alın. Gerçekte Melih Bey’in bu agresif tavrı olmasaydı, Melih Bey bu işten yara almaz, Kemal Bey çok puan kazanmazdı. Melih Bey’in Uğur Dündar’la devamlı polemiği, konuşmayı adeta sabote etmeye çalışması; izleyenler açısından müthiş olumsuz bir imaj çizdi. </p>
<p>Bir “King-Maker” olarak konuşuyorum. </p>
<p>Gerçeklerin ne olduğunun hiç önemi yoktur. Kamuoyu, algıladığı imajı değerlendirir. İmaj, Melih Gökçek’in saklayacak bir şeyleri var; Kemal Kılıçdaroğlu’nu konuşturmuyor gibi bir hava oluşturdu. Zaten dün 21:41’de Haber 7 ve Kanal 7’nin sitelerinde &#8211; yani hükümetin en büyük yayın grubunun sitelerinde &#8211; derhal bir başyazı çıktı. Melih Bey’in aday yapılmayacağını. Bu tartışmayla parti içi dengelerin değiştiğini, Melih Bey’in aleyhine döndüğü ama Turgut Altınok’un da yapılmayacağını ve ilginçtir bu bugün gerek cemaatin sitelerinde gerek hükümete yakın bütün sitelerin bir çoğunda benzer şekilde haberlere yol açtı. Zaten iki üç gündür, Ses Tv’nin sahibi kim diye Cafe Siyaset sitesi &#8211; ki o da Albayraklar’ındır &#8211; sorguluyordu. Şimdi görünen şu ki Melih Bey’in parti içi dengelerinde sorunu var. Ancak Melih Bey bir siyasi güçtür. Onu “ben aday yapmıyorum” demek kolay değildir. Tayyip Bey, üç büyükşehir  belediye başkanını açıkladıktan birkaç saat sonra Konya’da, bugün basında yer almayan bir açıklamayı yaptı. O açıklamada; “Ankara, İstanbul, İzmir’i ben belirlemeyeceğim, partim belirleyecek, merkez karar belirleyecek” dedi. Eğer Melih Gökçek’i belirleyecek olsaydı, Tayyip Bey zaten kimseye sormadan açıklardı. “Melih Gökçek’i ben belirlemedim” demenin külfetini üstünden atarak partiye yıkıyor demektir. </p>
<p>Melih Bey’i eğer Merkez Kararı Yürütme Kurulu oylayacaksa, adaylığı imkansız gibi. Melih Bey’in özellikle PKK ile ilgili Karayalçın’a söyledikleri lafların AKP içindeki Kürtleri çok rencide ettiğini duyuyorum. </p>
<p>AKP içindeki Kürt ağırlıklı milletvekillerinin ve MHP ağırlıklı milletvekillerinin 22 Temmuzdan beri MHP aleyhinde çok fazla konuşan, oysa ki Ankara’da seçilmesini ve oy yüksekliğini ve yüksekliğini MHP’nin oylarını da kendi oylarına katmasında yakalayan Gökçek’in çok ciddi bir açmaza girdiğinin göstergesi. </p>
<p>Özetle;  Tayyip Bey eğer parti meclisine seçtirirse, Melih Gökçek seçilemez. Tayyip Bey’in, Ankara, İstanbul, İzmir’i açıklamamasının Melih Bey’le ilgili olduğunu düşünüyorum ve Melih Bey’in üstünün çizildiğini düşünüyorum. </p>
<p>İkinci ve üçüncü bir argüman daha söyleyeyim; AKP’nin yani İçişleri Bakanının şirketi olan ANAR’ ın bir anketi sızdı basına. Şimdi bu anket gerçekte AKP’nin aleyhlerine olsaydı  sızdırmazdı. Ankette; AKP’nin oylarıyla, Karayalçın’ ın oyları arasında beş puan kaldı, Melih Gökçek 40, Karayalçın 35 diye bir sonuç çıkmış. Şimdi bu anket Melih Gökçek’in Karayalçın’a karşı yenileceğinin ifadesidir. AK Partinin, kamuoyu ve parti tabanını Melih Gökçek dışında bir adaya hazırlamak için medyaya sızdırıldığını düşünüyorum. Siyasette, Melih Gökçek gibi bir siyasi gücü, bir miti, “Ben aday yapmıyorum” demek siyasetin doğası gereği mümkün değildir. Kamuoyuna, AKP seçmenine bunun mesajını vermek lazım. AKP, Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve Karayalçın’ın adaylık sürecini, Melih Gökçek’in aleyhine bir argüman olarak kullanmak için vesile yarattı. Melih Gökçek’in aday olmamasının alt yapısını hazırladılar. AKP’ye oy veren seçmen de buna hazırlanıyor diye düşünüyorum. </p>
<p>Melih Bey’in bir büyük hatası daha oldu. </p>
<p>AKP’yi çok rahatsız eden, hükümet katında -benim bilgilerime göre- tartışılan; bugüne kadar Ankara’da sol hiç birleşememişti, Karayalçın adını ilk zikreden Melih Gökçek’in kendisi oldu. Kendi adaylığını garanti altına almak için, Karayalçın’ın adını ortaya attı. Biz Karayalçın’ın aday olacağını ilk önce Melih Gökçek’in kendisinden duyduk. Karayalçın’dan duymadık. Melih Bey, hatalı politikalarıyla, Ankara’daki bütün solu birleştirdi. Bugüne kadar Melih Bey kimle yarıştıysa, sol parçalıydı Ankara’da. Şimdi ilk defa DSP dahil, ÖDP dahil bütün Sol, Melih Gökçek’e karşı düşmanlık duygularıyla birleşerek Karayalçın’ı destekleyeceğim dedi. Bu da AKP’yi çok rahatsız etti. </p>
<p>Melih Gökçek aday olursa AKP, Ankara’da MHP oylarını kaybedecek; Türkiye’de de Kürt  vatandaşlarının oylarını kaybedecek. </p>
<p>Bana göre Melih Bey Ankara’daki en zayıf adaydır, objektif olarak değerlendirirsem. Kişisel fikrim de o. Melih Bey’le AKP seçmeninde  uçakların “metal yorgunluğu” gibi “seçmen yorgunluğu” oluşmuştur. Melih Bey’in, bundan sonra Ankara’daki kendi taraftarlarının, yani 15 yıldır onun uğrunda savaş veren tüfekçilerinin, seçmenlerinin, ekibinin büyük bir yorgunluğu vardır. Bu süreç gösteriyor ki, Melih Bey bu süreci kolay götüremeyecektir. Artı; Melih Bey’in adaylığı Turgut Altınok’un da yeterli performansı göstermemesini sağlayacaktır. Kulislerden gelen duyumum, Turgut Altınok’un da; “Melih Gökçek de ben de olmayayım” diye Tayyip Erdoğan’a açık çek verdiği yolundadır. Bana bütün bunların hepsi mantıklı geliyor. </p>
<p>Son cümlem özetle;  </p>
<p>Tayyip Erdoğan, Melih Gökçek’i aday yapmayı düşünseydi, çoktan yapardı. Bugüne kadar yapmamaların gerekçeleri, kamuoyuna ve halka açıklamanın alt yapısını oluşturuyor çünkü. Tayyip Erdoğan iyi bir siyasetçidir. Melih Bey kendisini kendi eliyle torbaya sokmuştur. Kemal Kılıçdaroğlu balonunu patlatacağım diye yola çıkıp, kendi balonunu patlattı. Kendi balonu &#8211; imaj anlamında söylüyorum- tavrı nedeniyle kamuoyunda “çok korkan, ürken, açıkları olan bir adam” imajı çizdi. Gerçekler önemli değildir, imaj önemlidir. İmaj olarak yenilmiştir Melih Bey. Bunları söyleyebilirim.”</p>
<p>18 Aralık 2008</p>
Posted in Uncategorized  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/gelecekte.wordpress.com/242/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/gelecekte.wordpress.com/242/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/gelecekte.wordpress.com/242/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/gelecekte.wordpress.com/242/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/gelecekte.wordpress.com/242/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/gelecekte.wordpress.com/242/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/gelecekte.wordpress.com/242/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/gelecekte.wordpress.com/242/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/gelecekte.wordpress.com/242/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/gelecekte.wordpress.com/242/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gelecekte.wordpress.com&blog=5218525&post=242&subd=gelecekte&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gelecekte.wordpress.com/2008/12/25/gokcek-gidici-mi-7/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/d413290d6f3005ee7d15b46e4c8638d9?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">gelecekte</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>SOROS UYARDI</title>
		<link>http://gelecekte.wordpress.com/2008/12/21/soros-uyardi/</link>
		<comments>http://gelecekte.wordpress.com/2008/12/21/soros-uyardi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Dec 2008 17:17:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gelecekte</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[ALEVİ]]></category>
		<category><![CDATA[ALKOL]]></category>
		<category><![CDATA[BİLİM KADINI]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[DÜRÜST]]></category>
		<category><![CDATA[DİN]]></category>
		<category><![CDATA[ERDOĞAN]]></category>
		<category><![CDATA[kürt]]></category>
		<category><![CDATA[LAİKLER]]></category>
		<category><![CDATA[MAHALLE BASKISI]]></category>
		<category><![CDATA[SIĞINMA]]></category>
		<category><![CDATA[SOROS]]></category>
		<category><![CDATA[YASAKLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://gelecekte.wordpress.com/2008/12/21/soros-uyardi/</guid>
		<description><![CDATA[Pazar günkü milliyet&#8217;te Kadri Gürsel&#8217;in ilginç bir yazısı vardı,
İlginç bir o kadar da düşündürücü.Soros destekleyip besleyip büyüttüğü AKP  ya da başka bir anlatımla,Fetullah Gülen&#8217;den desteğini çekiyormu?
Bu araştırma bazıları için bir sonun başlangıcı mı yoksa sadece bir uyarı mı?
İşte yazı okuyalım.
Dehşete düşüren bir araştırma
21 Aralık Pazar 2008
Prof. Dr. Binnaz Toprak’ın, gazeteciler İrfan Bozan, Tan Morgül [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gelecekte.wordpress.com&blog=5218525&post=232&subd=gelecekte&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Pazar günkü milliyet&#8217;te Kadri Gürsel&#8217;in ilginç bir yazısı vardı,<br />
İlginç bir o kadar da düşündürücü.Soros destekleyip besleyip büyüttüğü AKP  ya da başka bir anlatımla,Fetullah Gülen&#8217;den desteğini çekiyormu?</p>
<p>Bu araştırma bazıları için bir sonun başlangıcı mı yoksa sadece bir uyarı mı?</p>
<p>İşte yazı okuyalım.</p>
<p>Dehşete düşüren bir araştırma<br />
21 Aralık Pazar 2008</p>
<p>Prof. Dr. Binnaz Toprak’ın, gazeteciler İrfan Bozan, Tan Morgül ve Nedim Şener’le birlikte 12 Anadolu kentinde yürüttüğü çalışmanın neticesinde ortaya çıkan, “Türkiye’de Farklı Olmak  Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler” başlıklı araştırmanın tamamını okumuş biri olarak, yazıya bir tavsiye ile başlamak istiyorum: Gazetelerdeki özetiyle asla yetinmeyin; siz de tamamını okuyun! Hele İstanbul, İzmir veya Ankara’da yaşıyorsanız zaman ayırın ve mutlaka okuyun!<br />
Dehşet içinde kalacağınızı garanti edebilirim&#8230;<br />
Ne olduğunuz fark etmez, İslamcı veya laik, solcu ya da milliyetçi&#8230; Burada mesele, vicdanınız var mı yok mu, onunla ilgili.<br />
Görüşülen 401 kişinin anlatımları ve bunların değerlendirilmesinden oluşan 183 sayfalık metni okuduktan sonra Türkiye algınız değişebilir. Kendinize “Ben nerede yaşıyorum?” diye sorabilirsiniz. Hangisi gerçek Türkiye? Burası mı, orası mı? Veya her ikisi, nasıl aynı vatanın parçası olabilir?</p>
<p>CHP ‘sığınma evleri’<br />
Büyük şehirlerden birinde yaşıyorsanız, memleketin gidişatına yön veren çelişkilerden en çok öne çıkanının “laik-İslamcı kutuplaşması” olduğunu düşünebilirsiniz&#8230; Veya bu önermeyi sorgulama ihtiyacını bugüne kadar hiç duymamış da olabilirsiniz. Ama araştırmayı okuyunca, Anadolu’daki meselenin bir “kutuplaşma” halini çoktan aşmış olduğunu göreceksiniz. Oradaki mesele, İslami/İslamcı muhafazakârların ötekileştirdiklerine karşı yer yer şiddete varan bir baskı uygulaması, onları dışlaması ve aşağılaması&#8230; Araştırma bu pratiğin şoke edici anekdotlarıyla dolu.<br />
“Ötekileştirilenler” ise başta Aleviler olmak üzere, Kürtler, kadınlar, gençler (özellikle de üniversite öğrencileri), Romanlar, gayrimüslimler, kendisini “laik” olarak tanımlayanlar ve alkollü içki kullananlar&#8230;<br />
Binnaz Toprak, önceki akşam Bahçeşehir Üniversitesi’nde bir grup akademisyen ve gazeteciye araştırmayı tanıtırken, gittikleri Anadolu kentlerinde CHP ve Atatürkçü Düşünce Derneği lokallerinin, Kürt veya Alevi oldukları için dayak yiyen, kulağına küpe taktı diye veya renkli tişört giydi diye dövülen, aşağılanan gençler için birer “sığınma evi” işlevi gördüğüne tanık olduklarını söyledi.<br />
Büyük kentlerdeki kutuplaşmada “Kemalizmin kaleleri” olarak algılanan bu mekânların Anadolu’da “ötekileştirilenlerin sığınma evi”ne dönüşmüş olması, oradaki durumu özetliyor.</p>
<p>‘Mahalle’den devlet eliyle baskı<br />
“Anadolu oldum olası muhafazakârdır zaten” diyecek olanları veya muhafazakârlaşmayı siyasi etkiden bağımsız, kendi öz dinamiklerinden beslenen sosyolojik bir eğilimden ibaret sayanları yeniden düşünmeye davet eden bir çalışma bu&#8230; Çünkü araştırma, AKP iktidarı eliyle uygulanan İslamileştirmenin bütün tezahürlerini gözler önüne seriyor.<br />
Buradaki anahtar kelime “AKP kadrolaşması”. O kadar olağanüstü boyutlarda ki, artık Anadolu kentlerinde “mahalle baskısı”nı vurgulamak yetersiz kalıyor. Hikâyesi anlatılan, “mahalle”nin  devlet eliyle uyguladığı bir “İslamileştirme”dir.<br />
Bu noktada AKP’yle başlayan, kadrolaşmadır; bu kadrolar tarafından uygulanan içki yasaklarıdır, devlet dairelerindeki cuma namazı baskısıdır, ramazandaki oruç baskısıdır, eğitim kurumlarındaki dinci telkin ve propagandalardır, yeni icat edilen “Kutlu Doğum Haftası”dır.<br />
Bir de tabii, Binnaz Toprak’ın “Biz onu aramadık o her yerde karşımıza çıktı” dediği Fethullah Gülen cemaatinin faaliyeti var.</p>
<p>Bu Anadolu’yla AB imkânsız<br />
Metnin giriş bölümünde, “Araştırma sonucunda edindiğimiz izlenim, toplumda mevcut olan, farklı kimlikte olanlara karşı uygulanan baskı ve ayrımcılığın, Anadolu kentlerinde AKP tarafından atanmış kadroların icraatları ve cemaatlerin faaliyetleriyle birleşip Türkiye’nin geleceği hakkında kaygı veren bir ortam yarattığıdır” deniliyor.<br />
Bana göre en dramatik çıkarım da metnin sonunda: “Bu sınırlı çalışmada ortaya çıkan mevcut tabloyla Türkiye’nin ne Avrupa Birliği’ne üyeliğinin gerçekleşmesi, ne de özgürlükçü bir demokrasiye sahip olması mümkün gözüküyor”.<br />
Binnaz Toprak, dürüstlüğünden kuşku duymadığım bir bilim kadını. Toprak’ın Ali Çarkoğlu ile yaptığı daha önceki türban araştırması İslamcılar tarafından referans gösterilmişti. Herhalde şimdi Toprak hakkında söyleyecek sözleri olamaz.<br />
Anadolu’da hukukun üstünlüğünün, birey haklarının, azınlıklara saygının ve çoğulculuğun hiçe sayılmasında AKP’nin oynadığı rolü gözler önüne seren bu araştırmanın George Soros’un Açık Toplum Enstitüsü tarafından desteklenmiş olması, AKP için derslerle doludur.<br />
Bu araştırma bir dönüm noktasıdır.</p>
Posted in Uncategorized Tagged: AB, abd, AKP, ALEVİ, ALKOL, BİLİM KADINI, CHP, DÜRÜST, DİN, ERDOĞAN, kürt, LAİKLER, MAHALLE BASKISI, SIĞINMA, SOROS, YASAKLAR <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/gelecekte.wordpress.com/232/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/gelecekte.wordpress.com/232/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/gelecekte.wordpress.com/232/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/gelecekte.wordpress.com/232/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/gelecekte.wordpress.com/232/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/gelecekte.wordpress.com/232/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/gelecekte.wordpress.com/232/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/gelecekte.wordpress.com/232/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/gelecekte.wordpress.com/232/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/gelecekte.wordpress.com/232/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gelecekte.wordpress.com&blog=5218525&post=232&subd=gelecekte&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gelecekte.wordpress.com/2008/12/21/soros-uyardi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/d413290d6f3005ee7d15b46e4c8638d9?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">gelecekte</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>EĞİTİMDE YENİ BEYİN TEORİSİ</title>
		<link>http://gelecekte.wordpress.com/2008/12/09/egitimde-yeni-beyin-teorisi/</link>
		<comments>http://gelecekte.wordpress.com/2008/12/09/egitimde-yeni-beyin-teorisi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Dec 2008 11:18:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gelecekte</dc:creator>
				<category><![CDATA[BİLİM]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[genel kültür]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUK]]></category>
		<category><![CDATA[BEYİN]]></category>
		<category><![CDATA[YÜZYIL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://gelecekte.wordpress.com/?p=226</guid>
		<description><![CDATA[Günümüzde nörobiyolojik bilimlerdeki gelişmeler ve beynin içini görüntüleme tekniklerindeki ilerlemeler, beynin nasıl işlediği ve nasıl mükemmel bir programla düzenlendiği konusundaki eski anlayışları sorgulamayı gerekli kılmaktadır. Kompleks uyum sağlayıcı ve dinamik bir sistem olan beynin işleyişi, makinelerdeki gibi mekanik prensiplere göre değil, biyolojik prensiplere göre çalışmaktadır. Her ne kadar düşünme, akletme. öğrenme, anlama ve idrak etme [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gelecekte.wordpress.com&blog=5218525&post=226&subd=gelecekte&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p style="text-indent:26.25pt;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Günümüzde nörobiyolojik bilimlerdeki gelişmeler ve beynin içini görüntüleme tekniklerindeki ilerlemeler, beynin nasıl işlediği ve nasıl mükemmel bir programla düzenlendiği konusundaki eski anlayışları sorgulamayı gerekli kılmaktadır. Kompleks uyum sağlayıcı ve dinamik bir sistem olan beynin işleyişi, makinelerdeki gibi mekanik prensiplere göre değil, biyolojik prensiplere göre çalışmaktadır. Her ne kadar düşünme, akletme. öğrenme, anlama ve idrak etme gibi faaliyetlerin arka plânında ruhun fonksiyonu olsa da, bu ruhî fonksiyonların tezahürü, beynimizin işleyişi İle doğrudan bağlantılıdır. Beynin işleyişi ve öğrenme olayının son basamakta ortaya çıkışını (ekranda görünmesini) beyindeki nöral ağların yapısı ve düzeni belirler. Ana rahminde embriyo olarak teşekkül etmeye başladığımız sırada, ebeveynimizden aldığımız genetik programa göre, irademiz dışında yaratılan beynimizdeki nöral ağlar kompleks ve dinamik bir uyum sağlama kapasitesinde olan yapılar olmakla beraber, temelde yaratılış kapasitesiyle sınırlı olmak zorundadır. Eğitimde bilgi, maharet, tutum ve davranış değişiklikleri oluşturacak-sak, öncelikle ruhî fonksiyonların tezahür yeri olan beynin/zihnin işleyiş kaidelerini ve biyolojik temellerini anlamak mecburiyetindeyiz. İnsanın ruhî fonksiyonları biyolojik yapısı üzerinde ortaya çıktığından, biyolojinin kavram ve prensiplerinin anlaşılması, öğrenme ve eğitim gibi metafizik ve ahlâkî boyutlu meseleleri anlamamıza yardımcı olacaktır.</span></p>
<p style="text-indent:26.25pt;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p style="text-indent:26.25pt;"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Kompleks Adaptif Dinamik Bir Sistem Olarak Beyin/Zihin Birlikteliği </span></strong></p>
<p style="text-indent:26.25pt;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">İnsan beyni ve zihni, içinde bulunduğu şartlara dinamik şekilde adapte olabilen kompleks bir</span></p>
<p style="text-indent:26.25pt;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">sistemdir. Şimdiye kadar düşünüldüğü gibi o basit bir mekanik âlet veya paralel işlem gören bir bilgisayar da değildir. Ruh/zihin/beyin/beden sistemi, kendini düzenlemede hem genetik yapısından kaynaklanan potansiyel kapasitesiyle, hem de çevre faktörlerinin bu kapasiteyle karşılıklı münasebetinde kullandığı bilgilerle çalışır. Öğrenme, anlama, hafızaya kaydetme, düşünme gibi ruh/zihin fonksiyonları, beyindeki nöral ağların işleyişine ve yerleşim sistemine bağlı olarak gerçekleşir.</span></p>
<p style="text-indent:26.25pt;"> </p>
<p style="text-indent:26.25pt;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Nöral ağların işleyişi de hem genetik yapıya hem de çevre faktörlerine (beslenme, uyku, sosyal çevre, öğrenme ortamlarının tasarımı ve mimarîsi) bağlıdır. İnsan beyni doğuştan gelen kapasitesiyle, hayatını tehdit eden fizikî, sosyo-kültürel engelleri ve problemleri çözebilecek kapasitede öğrenen ve uyum sağlayan bir sistemdir. Ancak başta eğitim olmak üzere sosyo-kültürel şartlar ve yönlendirmeler, onun bu özelliğini geliştirebilmekte veya köreltebilmektedir. İnsanoğlu hayatını sürdürebilmek için karşılaştığı problemlere mutlaka iyi veya kötü çözümler üretir. Eğitim, hayatın problemlerini çözebilecek bilgi-maharet-tutum ve davranışların insana kazandırıldığı bir süreç olarak tanımlanırsa, eğitimin problem çözmeye dayalı boyutu ön plâna çıkarılmalıdır. İnsanın, eğitim süreci sonunda kazandığı bilgi ve becerilerle ürettiği çözümler, yetersiz veya geçersiz ise, hayat standardı aşağılarda kalır veya hayata veda eder. Bunun için asıl önemli olan. problemlerin hangi standartlarda nasıl ve ne seviyede çözüldüğüdür. Yoksa her insan veya toplum, şöyle veya böyle karşılaştığı problemlere çözüm üretmektedir. Bilinen bir gerçek var ki o da meselelerini daha temelinden (kaynak problemleri) uzun süreli çözebilen topluluklar, aynı problemi geçici olarak düşük seviyede çözen (görünürdeki belirtileri yok eden) topluluklara karşı tabiî olarak üstünlük sağlarlar. Bir başka deyişle diğer toplumların hizmetçisi değil efendisi olurlar. O hâlde insan, ileride kendini hizmetçi yapacak bir eğitim değil, kendisini insanların efendisi yapacak bir eğitim almaya özen göstermelidir.</span></p>
<p style="text-indent:26.25pt;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p style="text-indent:26.25pt;"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Beyindeki Analiz ve Sentez Bütünlüğü</span></strong></p>
<p style="text-indent:26.25pt;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">İnsan beyni, hâdiseleri kavramada birkaç ayrı duyu sistemini kullanır. Her bir duyudan gelen bilgileri ayrı ayrı işler (Meselâ görme olayında renk, hareket, şekil ayrı ayrı işlenir). Şuuru tanımlamada esas problem, insan beyninin bu ayrı ayrı işlenen ve analiz edilen bilgi parçalarının nasıl, nerede, ne zaman sentez edildiğidir. Meselâ masa üstünde yuvarlanan kırmızı topun şekil, hareket ve rengi beynin farklı kısımlarında analiz edilmesine rağmen, onun birleştirilmiş anlamlı resminin beyinde üretilmesi çok enteresandır. Çünkü şuur. tecrübe edilebilir, ama net bir tanımı yapılamayan bir fenomendir. Biz ancak fizikî çevredeki hâdiseleri kesin sınırlar içinde tanımlayabiliriz. Ancak şuuru, sevgiyi, güzelliği sadece nöronların elektro-kimyevî aktivitelerinden ibaret görmek de çok eksik ve tek boyutlu bir tanım olacaktır.</span></p>
<p style="text-indent:26.25pt;"> </p>
<p style="text-indent:26.25pt;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Eğitim sistemimizdeki öğrenme ve öğretme hâdiseleri, şimdiye kadar, parçaları analiz etme üzerine kurulmuş ve dersler o şekilde işlenmiştir. Dersleri parçalayarak, her dersi konularına bölerek öğrencilere bir şeyler verilmeye çalışılmıştır. Ancak insan beyni bununla yetinmeyip, bu parçaları anlamlı şekilde sentez etmektedir. Metaforları (benzetmeler ve örneklemeler) kullanarak da yeni şeyleri üretebilmekte ve yeni bağlantılar ve ilişkiler kurarak orijinalite üretme yönünü geliştirmektedir. Beynin tabiî işleyiş mekanizması bu olmasına rağmen, mevcut eğitim sisteminde bu tabiî mekanizmanın sadece bir kısmı üzerinde vurgu yapılarak, beynin sentez ve yenilik üretme yönleri yokmuş gibi davranılmakta ve köreltilmektedir. Beyin uyum sağlayan bir sistem olduğundan kendisi hangi tarafa yönlendirilirse o sahada gelişimini sürdürmekte, diğer fonksiyonlarını minimum seviyede kullanmaktadır. İşte beynin bu tabiî işleyiş mekanizmasına göre eğitim sistemimizin ve derslerin yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Parça parça kopuk olarak işlenen dersler yanında, bu dersleri birleştiren ve oradaki bilgi parçalarını sentezleyerek anlamlı ve kullanılabilir bilgi kümeleri inşa eden dersler konulmalıdır. Öğrencilere analitik düşünme becerileri kadar sentezci düşünebilme, orijinalite ve doğurgan fikirler üretebilme çalışmaları da yaptırılmalıdır.</span></p>
<p style="text-indent:26.25pt;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Bir başka deyişle öğrenmeyi öğrenmeye, çok boyutlu analitik ve sentezci-orijinalite üretici düşünme tekniklerini kazanmaya yönelik ortak mecburî dersler konulmalıdır.</span></p>
<p style="text-indent:26.25pt;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p style="text-indent:26.25pt;"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Duygusal Zekâ ve Duygu Eğitimi</span></strong></p>
<p style="text-indent:26.25pt;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Şu ana kadar filozoflar ve eğitimciler, insanı akıllı ve düşünen bir varlık olarak tanımladılar ve insanı genellikle mantıkî ve rasyonel ifadelerle tanımlamayı tercih ettiler. Ancak son yıllarda yapılan bütün araştırmalar göstermektedir ki, insan kararlar alırken, öğrenirken veya düşünürken büyük ölçüde duygularının ve içinde bulunduğu hâlet-i ruhiyenin tesirinde kalmaktadır.</span></p>
<p style="text-indent:26.25pt;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Çoğu zaman akıldan ziyade duygularına göre tercihlerini ve kararlarını oluşturmaktadır. Çünkü insanın hissiyatı, algılamayla doğrudan bağlantılı olan dikkati, toplamakta veya dağıtmaktadır. Dikkatin toplanması veya dağılması ise doğrudan öğrenme, hafıza ve davranışlar üzerine belirleyici bir tesir yapmaktadır. Bu noktadan hissiyatımız, yaptığımız her türlü faaliyeti başlatan veya tetikleyen mekanizmaların başında gelir.</span></p>
<p style="text-indent:26.25pt;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Beynin anatomik yapısı incelendiğinde, rasyonel ve mantıkî korteks, hissî merkeze nazaran daha büyük olmasına rağmen, her iki merkezden çıkan nöral ağların sayısı karşılaştırıldığında, hissî merkezden çok fazla sayıda nöral ağ çevreye yayılmaktadır. Demek ki beynin işleyişi üzerine duyguların tesiri daha fazladır. Bütün bunlar analitik zekâ kadar hissî zekânın da önemli olduğunu göstermektedir.2 Bu biyolojik bulgular ışığında eğitim sistemimize bakarsak, okullarda öğrencilerin his dünyalarının sağlıklarını kontrol edip düzenleyecek ve değerlendirecek hiçbir vasıtaya sahip olmadığımız görülecektir. Bir başka deyişle çocukların öğrenme sürecine doğrudan tesir eden hissî zekâlarını göz ardı ediyoruz. Dolayısıyla okullarda, öğrencilerin kavramlar, gerçekler ve beceriler üzerinde uzmanlaşması teşvik edilirken, hislerini kontrol etme ve müspet yönlere çevirme becerileri ihmal edilmektedir. Bir insanın his dünyasının kasası dolu ise, yani borçlu değilse, kendini öğrenmeye, düşünmeye, anlamaya konsantre edebilir. Aksi takdirde hissî kasa hesabı açık veren kişi, açığını kapatmakla meşgul olacağından, bedenen sınıfta olsa bile öğrenme ve anlama olayına kendini veremeyecektir. Ayrıca bu hissî kasası boş olan öğrenciler, anlaşılmadığı takdirde, kötü davranışlar sergileyerek kendilerini farklı kılmaya çalışacaklardır. Duyguları öğrenciye rahat, emin ve güvenilir bir ortamda bulunmadığı ve konuşursa, soru sorarsa ayıplanacağı ve gülüneceği mesajını yolluyorsa, veya öğrenme ortamları gizli veya açık, şuurlu veya şuursuz olarak buna benzer mesajlar üretiyorsa, öğrenci öğrenme ve anlama olayına aktif olarak katılmaktan vazgeçecek, durumu kurtaracak ölçüde öğrenecektir. Çünkü zihni, öğrenme ve anlama pencerelerini büyük ölçüde kapatmıştır. Açarsak, hocanın yazdırdığı ders notlarını ezberlemesi ve hocanın soru stillerine aşinalık kazanması, öğrenmenin anlamı hâline gelecektir. Bu noktadan duyguları ve bütün bedeni, öğrenme olayının içine katma tekniklerinden biri olan Total Fizikî Cevap (Total Physical Response-TPR) öğrenme metodu ile insanlar, tekrar etmeden, bir kerede istedikleri şeyi öğrenebilmektedirler.</span></p>
<p style="text-indent:26.25pt;"> </p>
<p style="text-indent:26.25pt;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Bu teknikte önemli olan şey, kişinin bütün duyuları ve hissiyatıyla anlamlı bulduğu şeyi öğrenmeye konsantre olmasıdır.3 Yeni beyin teorisinde duygular, insanın algılama işleminde merkezî bir öneme sahip olacaktır. Geliştirilecek olan yeni beyin teorisinin bugünkü okul sisteminde yeri yoktur. Mevcut okul sistemleri, sistematik yönetime, düzen ve disipline, ölçme ve değerlendirmeye aşırı önem verirlerken, öğrencilerin çoklu zekâ sistemine (dil, matematik, kendisiyle ve insanlarla iletişim, sosyal-pratiklik, müzik, estetik, soyut düşünme, mekanik, hissiyat gibi zekâ çeşitleri) göre zekâlarının farklılaştığı ve her zekâ tipinin korunup geliştirilmesi gerektiğine, hissî rahatlığın ve kasa hesaplarının doluluk derecesine ve esnekliğe çok az önem ve değer vermektedirler (2:3)</span></p>
<p style="text-indent:26.25pt;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p style="text-indent:26.25pt;"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Beyindeki Kimyevî Maddelerin Davranışları Düzenlemesi</span></strong></p>
<p style="text-indent:26.25pt;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Nöral ağların kompleks serilerinden ibaret olan insan beyni, idrak ve zihin faaliyetlerini işleyen ve değerlendiren bir sistemdir. Beyin içindeki çok hususî fonksiyonları işleyen birimler ve bölgeler, daha kompleks fonksiyonları işlemek için birleşirler. Birkaç düzine hormonal ve nörotransmitter sistem, bu mükemmel bilgi işlem sistemi için anahtar kimyevî maddeleri oluşturur. Bir molekülün şeklinden çıkan elektrokimyevî özelliklerin nasıl nöral bilgi taşıyabildiği ve bunun ne olduğu çok açık değildir. Nörolojik bilimler için şuur ve nöral bilginin tabiatı, hâlâ bir sırdır. Bilim adamları şu ana kadar çeşitli zihnî bozukluklar ve durumlar itle belirli hormonal ve nörotransmitterlerin seviyeleri arasında belli bir münasebetin olduğunu tespit ettiler. Meselâ, dopamin miktarının yüksek seviyede oluşu Şizofreni ile, düşük seviyede oluşu ise Parkinson hastalığı ile ilgilidir. Serotonin seviyesindeki artma ve azalmalar, kendine güvenme ile doğrudan bağlantılıdır. Serotonin seviyesi yüksek olduğunda kişi, yorgunluk bilmeden çalışır. Bugün antidepressan olarak kullanılan Prozac ve LSD gibi halüsinasyon yapıcı ilaçlar, serotonin sistemi üzerinden etkisini ortaya koyan ilaçlardır. Bütün bu ilmî tespitler, çok ciddi içtimai problemleri de beraberinde getirmektedir. Eğer belli bir davranış, esas olarak belirli nörotransmitterlerin kombinasyonuyla ortaya çıkıyorsa, o zaman mesuliyet ve hür iradenin geçerli olduğu alanların, hukukî açıdan yeniden tanımlanması gerekir. Meselâ, bir kişinin serotonin sentezi anormal derecede düşük ise, bu kişi saldırgan davranış ve şiddete güçlü şekilde yatkındır. Eğer bir kişinin doğuştan hür iradesini kullanma kapasitesi düşük ve azalmış ise, bu kişi kanunî açıdan hangi davranışlarından mesul tutulacaktır?</span></p>
<p style="text-indent:26.25pt;"> </p>
<p style="text-indent:26.25pt;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Ancak burada çok Önemli bir tartışma vardır. Yukarıda zikrettiğimiz, kimyevî maddelerin durumu bir sebep midir, yoksa netice midir? Eğer bazı hâdiselerde kimyevî maddeler sebep ise, bu cebrî durumdan kişinin mesuliyeti ne kadardır? Aksine olarak, kişinin kendi iradesiyle ruh dünyasında sebep olduğu değişik durumlar bu kimyevî maddelerin miktarına tesir ediyorsa, bu takdirde yaptıklarından mesul olacaktır. Bu husustaki tartışmada kimyevî maddelerin sonuç değil, sebep olduğu görüşü ağır basmaktadır. Nasıl kanser gibi bir hastalıktaki immün sistemin faaliyeti veya koroner kalp hastalığında kolesterol metabolizmasının genetik olarak bozuk oluşunun cebrî bir rolü varsa, aynı şekilde beyinle ilgili kimyevî maddelerin miktarı da kişinin psikotik hastalığına tesir etmektedir. Ancak kişinin bulunduğu çevre şartlarının tesirini de göz ardı etmemek gerekmektedir. Ayrıca kimyevî test teknolojisi geliştikçe, öğrencileri seçme ve yönlendirmede de kaçınılmaz tesirleri olacaktır. Meselâ, yüksek serotonin seviyeleri, düz motor kasların ve bununla alâkalı hareketlerin koordinasyonunu zenginleştirdiği için, atletleri ve musiki âletlerini çalabilecek Öğrencileri seçmede kullanılabilecektir. Atletizm seçmelerine çalışan bir çocuğu eğitmek için veya bazı negatif davranışları azaltmak için, eğitimde kimyevî tedavi uygulamak ne ölçüde kabul edilebilir bir davranış olacaktır? Meselâ, hi-peraktif çocuklarda kullanılan ritalin gibi ilaçlar hakkında devam etmekte olan tartışmalar, insanın kompleks idrakla ilgili gelişimindeki aysbergin sadece görünen kısmını oluşturmaktadır. Çünkü hi-peraktif çocukların % 15-30 kadarı dâhi ve mucit tiplerdir.</span></p>
<p style="text-indent:26.25pt;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Nörotransmitterler milisaniyeler içinde fonksiyon görüp sonra tahrip edilirler. Dolayısıyla bu maddelerin hepsini ölçebilmek ve dinamiğini ortaya çıkarabilmek çok zordur. Hormonlar kan yoluyla taşındıkları için kısmen daha uzun sürede aktif hâle geçip daha uzun sürede tahrip edildiklerinden, izlenmeleri ve ölçümleri nispeten kolaydır.</span></p>
<p style="text-indent:26.25pt;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Kortizol ve diğer güçlü glukokortikoidler, beynin stresli durumlara cevap verme sistemi üzerinde çok önemli roller oynarlar. Beynin ürettiği cevap kısa süreli olup, hayatı tehlikeye atan durumlarda ayakta kalmayı sağlayıcı geçici bir destektir. Kronik olan ve sosyal olarak devam eden stres durumlarına beynin ürettiği cevap yetersizdir. Bugünkü toplum hayatında görülen hastalıkların büyük bir kısmında kronik stres, hastalığı hazırlayıcı veya başlatıcı yahut ilerletici, önemli bir faktördür. Kronik stres neticede öğrenmeyi ve hafızayı düzenleyen nöral sistemlerin verimliliğini azaltabilmektedir. O hâlde öğrencilerde fiziki olarak tahrip edici kronik strese yol açmayan, hoş, teşvik edici ve insanı bir şeyler öğrenmeye motive eden bir okul çevresi ve ortamı nasıl geliştirilebilir? Çünkü öğrencilerde stres oluştuğunda, beyin strese cevap üretirken, öğrenme ve hafızayla bağlantılı nöral sistemlerin işleyişinde performans azalması ortaya çıkmaktadır.</span></p>
<p style="text-indent:26.25pt;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Önümüzdeki yıllar, beynin işleyişini sağlayan biyolojik prensiplerle ve teorilerle uyumlu eğitim teorilerinin geliştirildiği ve makine merkezli eğitimden beyin/zihin merkezli eğitime geçişin yaşandığı dönem olacaktır.</span></p>
<p style="text-indent:26.25pt;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Önümüzdeki yüzyılın eğitimi, kesinlikle biyolojik prensiplerin ışığında ve beynin/zihnin tabiî işleyişiyle uyumlu eğitim modelleri etrafında örgülenecektir. Bir eğitim liderinin ifadesiyle; &#8220;Mucit ve kâşifler yerine taklitçi adamların yetiştiği eğitim sisteminden mucit ve kâşiflerin yetiştiği sistemlere geçiş yapılacak ve buna bağlı olarak her şey değişecek, kitap-okul-kapı-sıra&#8230;. hepsi değişecektir. Böyle bir sisteme öncülük yapmanın ilk şartı, kısmen her şeyi değiştirecek isyancı ruhlara ve eleştirel düşünebilen sorgulayan insanlara sahip olmak veya bunların yetişmesini sağlamaktır.&#8221;</span></p>
<p style="text-indent:26.25pt;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Yukarıda anlatılanlar ışığında, eğitimcilerimizin insanın biyolojik çalışma mekanizmasına ters düşmeyen, özellikle beynin ve zihnin işleyişiyle uyumlu, yeni öğrenme ortamları ve okul modelleri geliştirebilmeleri temennisiyle.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
Posted in ÇOCUK, BİLİM, eğitim, genel kültür, Uncategorized Tagged: BEYİN, BİLİM, eğitim, YÜZYIL <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/gelecekte.wordpress.com/226/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/gelecekte.wordpress.com/226/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/gelecekte.wordpress.com/226/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/gelecekte.wordpress.com/226/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/gelecekte.wordpress.com/226/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/gelecekte.wordpress.com/226/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/gelecekte.wordpress.com/226/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/gelecekte.wordpress.com/226/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/gelecekte.wordpress.com/226/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/gelecekte.wordpress.com/226/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gelecekte.wordpress.com&blog=5218525&post=226&subd=gelecekte&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gelecekte.wordpress.com/2008/12/09/egitimde-yeni-beyin-teorisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/d413290d6f3005ee7d15b46e4c8638d9?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">gelecekte</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>PAZARLIK SÜRÜYOR KOYUN ÖLMEK ÜZERE</title>
		<link>http://gelecekte.wordpress.com/2008/12/07/pazarlik-suruyor-koyun-olmek-uzere/</link>
		<comments>http://gelecekte.wordpress.com/2008/12/07/pazarlik-suruyor-koyun-olmek-uzere/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Dec 2008 11:06:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gelecekte</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[12EYLÜL]]></category>
		<category><![CDATA[24OCAK KARARLARI]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[ÖZAL]]></category>
		<category><![CDATA[FAİZ]]></category>
		<category><![CDATA[HÜKÜMET]]></category>
		<category><![CDATA[IMF]]></category>
		<category><![CDATA[KRİZ]]></category>
		<category><![CDATA[PAZARLIK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://gelecekte.wordpress.com/?p=221</guid>
		<description><![CDATA[ 

AKP hükümetinin IMF ile pazarlık süreci hafif melodram tadında bir dizi film gibi sürerken her kafadan bir ses çıkıyor, IMF’den alınacak paradan yapılacak anlaşmanın türüne ve alınacak olan önlemlerin dehşetine ilişkin rakamlar ve söylentiler havada uçuşuyor. Neyin doğru, neyin uydurma olduğunu anlamak çok zor bu kargaşada.
Bir süre önce “IMF’ye ümüğümüzü sıktırmayız” diyen ve % 4’ün [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gelecekte.wordpress.com&blog=5218525&post=221&subd=gelecekte&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="MsoNormal" style="text-align:center;margin:5pt 0;" align="center"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong><span style="font-size:24pt;" lang="EN-US"> </span></strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:5pt 0;"><span lang="EN-US"><br />
<span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">AKP hükümetinin IMF ile pazarlık süreci hafif melodram tadında bir dizi film gibi sürerken her kafadan bir ses çıkıyor, IMF’den alınacak paradan yapılacak anlaşmanın türüne ve alınacak olan önlemlerin dehşetine ilişkin rakamlar ve söylentiler havada uçuşuyor. Neyin doğru, neyin uydurma olduğunu anlamak çok zor bu kargaşada.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:5pt 0;"><span lang="EN-US"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Bir süre önce “IMF’ye ümüğümüzü sıktırmayız” diyen ve % 4’ün altında bir büyüme hızına razı olmayacağını vurgulayan Sayın Başbakan şimdi bir yandan IMF ile amansız bir pazarlık yapıldığını söylerken diğer yandan “kepenk indirtmeyiz” diyor ama kendisinin uzmanlık alanına girdiği anlaşılan ‘koyun pazarlığı’ sürerken ekonomi kepenk indirmeye başladı bile. Küresel kriz başından beri hafife alındığı ve iyi yönetilemediği için üretim hızla düşüyor, iç ve dış pazar daralıyor, likidite sorunu aşılamıyor ve birçok firma kepenk indirme noktasına yaklaşıyor. “Sıkı pazarlık yapıyoruz” derken ‘koyun’ susuzluktan ölmez inşallah.</span></span></span></p>
<p><strong>Siyasetçinin ekonomi çıkmazı </strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:5pt 0;"><span style="font-size:small;"><span lang="EN-US"><span style="font-family:Times New Roman;">TÜSİAD’</span></span><span style="font-family:&quot;">ı</span></span><span style="font-size:small;"><span lang="EN-US"><span style="font-family:Times New Roman;">n ilk yönetim kurulu başkanı Feyyaz Berker’in, derneğin ilk on yılını değerlendiren bir derleme için benden de katkı istemesi beni geçmişe götürdü, 1980 yılında, ünlü ’24 Ocak kararları’nın alındığı günlerde, ‘çaylak’ ekonomi muhabiri olarak izlediğim TÜSİAD Genel Kurulu ve sonrası geldi aklıma. Gene krizli günlerdi o günler. Başbakanlığı çok ciddi bir ekonomik krizle birlikte Bülent Ecevit’den devralan Süleyman Demirel, ekonomi tarihimizin dönüm noktalarından birini oluşturan ‘24 Ocak kararları’nı alma cesaretini göstermişti.</span></span><strong><span style="font-family:&quot;">ı</span></strong><span style="font-family:Times New Roman;"><strong><span lang="EN-US">n çıkışı </span></strong></span></span></p>
<p><strong>Özal’</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:5pt 0;"><span style="font-size:small;"><span lang="EN-US"><span style="font-family:Times New Roman;">Demirel, bu kararların olumlu sonuçlarını alamadan 12 Eylül 1980 askeri müdahalesiyle görevden uzaklaştırıldı. Askeri yönetim dönemi, 24 Ocak kararlarının hazırlanmasında önemli rolü olan Turgut Özal’</span></span><span style="font-family:&quot;">ı</span><span lang="EN-US"><span style="font-family:Times New Roman;">n kurduğu Anavatan Partisi’nin (ANAP) 1983 seçimlerini kazanmasıyla noktalandı. Ülkeyi enflasyon belasından kurtarmak ve “orta direk” diye tanımlanan geniş kitleyi refaha kavuşturmak vaadiyle iktidara gelen ANAP döneminde, dışa açık bir piyasa ekonomisine geçiş süreci ivme kazandı ve ekonomide geçici bir bahar yaşandı. Ancak Türkiye enflasyon belasından kurtulamadı, sürdürülebilir sağlıklı büyümenin yolu açılamadı, kayıt dışı ekonomi genişledi, gelir dağılımında belirgin bir iyileşme sağlanamadı ve Türkiye 1990’lara sorunlu bir ekonomiyle girdi.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:5pt 0;"><span style="font-size:small;"><span lang="EN-US"><span style="font-family:Times New Roman;">Partisinin inişe geçtiği dönemde Cumhurbaşkanı olmayı tercih eden Özal Çankaya’ya çıktı, Mesut Yılmaz’a kalan ANAP ise 1991 sonundaki seçimi kaybetti, Demirel yeniden başbakan oldu. Daha sonra Tansu Çiller’i, tekrar Mesut Yılmaz’</span></span><span style="font-family:&quot;">ı</span><span lang="EN-US"><span style="font-family:Times New Roman;">, Necmettin Erbakan’</span></span><span style="font-family:&quot;">ı</span><span lang="EN-US"><span style="font-family:Times New Roman;"> ve tekrar Ecevit’i başbakan olarak izledik. Adalet ve Kalkınma Partisi’ni (AKP) iktidara taşıyan 2002 seçimlerine kadar geçen sürede Türkiye ekonomisi irili ufaklı krizlerle sarsıldı, sağlıklı ve sürdürülebilir büyüme rayına oturamadı. Yapısal reformlar savsaklandı, kronik yüksek enf-lasyon önlenemedi ve Uluslararası Para Fonu IMF ile ilişkiler, krizlerle örülü olan bu dönem boyunca gündemde kaldı.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:5pt 0;"><span lang="EN-US"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Bu süreç 2001 kriziyle kırılma noktasına geldi ve ekonomiyi tekrar büyüme rayına oturtan bir programa ancak kriz ortamında geçilebildi. Bu programın meyvelerini toplamak ise, küresel ekonomideki koşulların da fevkalade elverişli olduğu dönemde iktidara gelen AKP hükümetine nasip oldu.</span></span></span></p>
<p><strong>AKP dönemi </strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:5pt 0;"><span lang="EN-US"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">AKP döneminde mali disiplin sağlandı, enflasyon kısır döngüsü kırılabildi ve dış dünyada da olumlu yankılar yapan, Türkiye’nin daha fazla yatırım sermayesi çekmesine yol açan bir büyüme süreci yaşandı ama temeldeki yapısal sorunlar gene çözülemedi. Türk sanayii yüksek katma değer yaratan sektörlerde atılım yapamadı, Türkiye büyük dış açık veren ve dış kaynakla finanse edilen bir ekonomi olmaktan kurtulamadı, istihdam sorununu çözemedi. Dev boyutlardaki küresel krize de bu zafiyetlerimizi gideremeden yakalandık ve Başbakan Erdoğan da ekonominin sorunları karşısında bocalayan liderler arasına katıldı.</span></span></span></p>
<p><strong>Siyasetçinin çıkmazı </strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:5pt 0;"><span lang="EN-US"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Şimdi ben 1980’den bu yana yaşanan sürece bir bütün olarak baktığımda, bu dönem boyunca iktidara gelen bütün siyasetçilerin ekonomi ile ilişkilerinde sorun yaşadığını ve çıkmaza sürüklendiğini görüyorum.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:5pt 0;"><span lang="EN-US"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Siyasetçi ne yapıyor ve nasıl çıkmaza sürükleniyor?</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:5pt 0;"><span lang="EN-US"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">- Ekonomideki başarısını kullanarak oyunu artırmak istiyor.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:5pt 0;"><span lang="EN-US"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">- Ekonomide büyüme ve başarı görüntüsü yaratacak en kestirme yolu tercih ediyor.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:5pt 0;"><span lang="EN-US"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">- Yapısal reformlara öncelik vermediği için ekonominin temel sorunlarını çözemeden süresi doluyor ve seçime gitmek durumunda kalıyor.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:5pt 0;"><span lang="EN-US"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Bu davranış biçimi ekonominin yapısal sorunlarını gideremediği için ekonomi dış ve iç şoklara duyarlı hale geliyor ve hızla inişe geçebiliyor. Siyasetçi bu süreci yönetemeyince de kriz derinleşiyor. Başbakan Erdoğan şimdi tam da bu noktada sıkıntılı günler yaşıyor galiba. </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:5pt 0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong><span lang="EN-US">ABD’de resesyondan çöküşe mi?</span></strong><span lang="EN-US">Cuma günü açıklanan rakamlar ABD’deki işsizliğin çığ gibi artmakta olduğunu kanıtladı ve bir yıldan beri resesyonda olduğu kesinleşen ABD ekonomisinin resesyon tanımını da zorlayan bir çöküş sürecine girdiği izlenimini güçlendirdi. ABD’de kasım ayında tarım dışı kesimde çalışan 533 bin kişi işini kaybetti. Bu 1974’ten beri işini kaybedenlerin sayısında kaydedilen en yüksek aylık artıştı ve bu artışla birlikte ABD’de bu yılki istihdam kaybı 1.9 milyonu aştı, işsizlik oranı da 1993’ten beri ilk kez % 6.7’ye yükseldi. Buna ek olarak, New York Times’</span></span><span style="font-family:&quot;">ı</span><span lang="EN-US"><span style="font-family:Times New Roman;">n haberine göre, iş bulma umudunu kaybettikleri için iş aramayanların sayısı 637 bine çıktı, part-time işlerde çalışanların sayısı da 621 bin arttı.</span></span></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin:5pt 0;"><span lang="EN-US"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">ABD ekonomisinin resesyona girdiği geçen hafta içinde resmen açıklandı. ABD’de resesyonun ne zaman başladığını ve bittiğini 1929 yılından beri Ulusal Ekonomik Araştırmalar Bürosu (NBER) bünyesinde oluşturulan bir komite belirliyor. Seçkin ekonomistlerden oluşan bu komite beklenen açıklamayı geçen hafta yaptı ve ABD ekonomisinin 2007 yılının aralık ayından itibaren resesyona girmiş olduğunu ilan etti.</span></span></span></p>
<p><strong>Resesyonun nedeni </strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:5pt 0;"><span lang="EN-US"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Bu açıklama tam da resesyonun başladığı tarih olan geçen yılın aralık ayında ABD’nin resesyona girdiğini ya da girmek üzere olduğunu ileri süren deneyimli ekonomistlerin ve piyasa aktörlerinin haklı olduğunu kanıtladı. ABD’de toplumun geniş kesiminin çıkmaza girdiğini göz ardı edip yalnızca 2008 yılının ilk iki çeyreğindeki büyüme rakamlarına bakarak ABD’nin resesyona girmediğini ve girmeyeceğini iddia edenlerin ise fena halde yanıldığı ortaya çıktı.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:5pt 0;"><span lang="EN-US"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">ABD’deki konut balonunun patlaması bir yandan finans kesiminde büyük bir çöküşe yol açarken diğer yandan da (grafikte görüldüğü gibi) reel geliri 2000 &#8211; 2007 döneminde gerileyen geniş kesimin son umudunu da yıktı. Reel geliri artmayan orta sınıf, konut fiyatlarındaki artışı paraya çevirerek ve borçlanarak tüketimini sürdürüyordu.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:5pt 0;"><span lang="EN-US"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">2007’de özel tüketim harcamalarının GSYİH’ya oranı % 72’yi bulmuştu ve ABD ekonomisi bu sayede büyüyordu. Konut fiyatlarının inişe geçmesi bu olanağı yok etti, borçlarını da ödemekte zorlanan geniş kesim tüketimini kıstı ve ekonomide küçülme süreci başladı. Finans kesimindeki çöküş ve “donma” ise bu süreci daha da hızlandırdı.</span></span></span></p>
<p>Tüm okurların bayramını kutlarım.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin:5pt 0;"><span lang="EN-US"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Osman Ulagay/Milliyet </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:5pt 0;"><span lang="EN-US"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Yayın Tarihi : 07 Aralık 2008 09:11 </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:5pt 0;"><span lang="EN-US"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Güncelleme :7 Aralık 2008 Pazar 9:19 </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:&quot;"> </span></p>
Posted in Uncategorized Tagged: 12EYLÜL, 24OCAK KARARLARI, AB, abd, ÖZAL, FAİZ, HÜKÜMET, IMF, KRİZ, PAZARLIK <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/gelecekte.wordpress.com/221/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/gelecekte.wordpress.com/221/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/gelecekte.wordpress.com/221/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/gelecekte.wordpress.com/221/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/gelecekte.wordpress.com/221/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/gelecekte.wordpress.com/221/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/gelecekte.wordpress.com/221/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/gelecekte.wordpress.com/221/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/gelecekte.wordpress.com/221/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/gelecekte.wordpress.com/221/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gelecekte.wordpress.com&blog=5218525&post=221&subd=gelecekte&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gelecekte.wordpress.com/2008/12/07/pazarlik-suruyor-koyun-olmek-uzere/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/d413290d6f3005ee7d15b46e4c8638d9?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">gelecekte</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>DİKKAT TÜRKİYE ÇÖKMEK ÜZERE</title>
		<link>http://gelecekte.wordpress.com/2008/11/29/dikkat-turkiye-cokmek-uzere/</link>
		<comments>http://gelecekte.wordpress.com/2008/11/29/dikkat-turkiye-cokmek-uzere/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 29 Nov 2008 06:33:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gelecekte</dc:creator>
				<category><![CDATA[BİLİM]]></category>
		<category><![CDATA[DÜNYA]]></category>
		<category><![CDATA[DİN]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[genel kültür]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM]]></category>
		<category><![CDATA[Add new tag]]></category>
		<category><![CDATA[ANALİZ]]></category>
		<category><![CDATA[ÇÖKMEK]]></category>
		<category><![CDATA[HÜKÜMET]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://gelecekte.wordpress.com/?p=218</guid>
		<description><![CDATA[



ÜNLÜ BİR EKONOMİSTİN KABUS GİBİ TÜRKİYE ANALİZİ, 











‘Türkiye’yi izleyin, krizin en yoğun etkileri orada olacak’
Türkiye’de
hükümetin krizi hafife aldığını ve önlem almakta geciktiğini söyleyen
York Üniversitesi ekonomi profesörü David McNally, “Türkiye şu ana
kadar krizden etkilenmedi. Ancak yüksek cari açığı nedeniyle en riskli
ülkelerin başında geliyor. Yabancı sermaye akışı durursa felaket olur”
dedi
Hükümetin global krizi hafife aldığı ve önlem almakta
geciktiği [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gelecekte.wordpress.com&blog=5218525&post=218&subd=gelecekte&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><table border="0" cellpadding="2" cellspacing="2" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td>
<h5>ÜNLÜ BİR EKONOMİSTİN KABUS GİBİ TÜRKİYE ANALİZİ, </h5>
</td>
</tr>
<tr>
<td class="text13ptBlack" valign="top">
<table align="right" border="0" cellpadding="4" cellspacing="4">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://haber.gazetevatan.com/newpics/news/281120082337220873585.jpg"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>‘Türkiye’yi izleyin, krizin en yoğun etkileri orada olacak’</strong></p>
<p><font size="2" face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif">Türkiye’de<br />
hükümetin krizi hafife aldığını ve önlem almakta geciktiğini söyleyen<br />
York Üniversitesi ekonomi profesörü David McNally, “Türkiye şu ana<br />
kadar krizden etkilenmedi. Ancak yüksek cari açığı nedeniyle en riskli<br />
ülkelerin başında geliyor. Yabancı sermaye akışı durursa felaket olur”<br />
dedi</p>
<p>Hükümetin global krizi hafife aldığı ve önlem almakta<br />
geciktiği eleştirilerine bir destek de York Ünivesitesi ekonomi<br />
profesörü David McNally’den geldi. “Ekonomik krizde Türkiye ve Güney<br />
Afrika’yı izleyin, krizin etkisinin en yoğun hissedileceği ülkeler<br />
bunlar” diyen McNally, yüksek cari açık rakamlarının bu ülkeleri<br />
kırılgan yaptığını belirtti. </p>
<p>BBC’ye konuşan McNally, Türkiye<br />
ve Güney Afrika’nın cari açıklarının diğer gelişmekte olan ülkelere<br />
oranla daha yüksek olduğunun altını çizerek “Yüksek cari açık nedeniyle<br />
Türkiye yabancı sermaye akışına ciddi bir şekilde ihtiyaç duyuyor<br />
demek. Dolayısıyla bu krizin herhangi bir noktasında, Türkiye’ye<br />
yabancı sermaye akışı aksarsa bu, ülke ekonomisi için bir felaket demek<br />
olur. Bu durumda özellikle para biriminin değeri olumsuz etkilenir.<br />
Şimdiden bu yaşanmaya başladı” dedi. Krizden tüm sektörlerin<br />
etkileneceğini kaydeden McNally, özellikle yabancı yatırıma ve ihracata<br />
dayalı sektörlerin krizden en ağır etkileneceklerin başında geleceğini<br />
söyledi. </p>
<p><b>Hükümet krizi hafife aldı</b></p>
<p>McNally,<br />
Türkiye’nin global krizin ilk aşamasını hafif atlattığını ancak güvende<br />
olmadığını vurgulayarak şunları söyledi: “Türkiye krizin şu aşamasına<br />
kadar İrlanda, İngiltere ya da ABD kadar etkilenmedi. Dolayısıyla,<br />
Türkiye krizin erken aşamalarının etkilerinden önemli ölçüde muaf kaldı<br />
şimdiye kadar. Kanada ekonomisi gibi, ağırlıklı olarak finansal olan<br />
krizin ilk aşamasının etkilerini daha az hasarla atlattılar ve bu<br />
nedenle güvende olduklarını düşündüler ama bence bu doğru değil. Çünkü<br />
uluslararası pazarların daraldığı, hatta çöktüğü bir aşamada (ki şu<br />
anda bu aşamadayız) uluslararası pazarlara ihracat yapma gereksinimi<br />
daha yüksek olan ülkeler krizden çok ciddi bir şekilde etkilenecekler<br />
ve işsizlik hızla ve çok ciddi bir şekilde yükselecek.” </p>
<p>Hükümetin<br />
krizi ilk aşamada hafife aldığının altını çizen McNally, IMF’nin ABD ve<br />
İngiltere gibi ülkelerde uygulanan ekonomik stratejinin tam tersini<br />
Türkiye’ye önereceğini belirtti. McNally, “IMF’yle yapılacak anlaşmanın<br />
ortaya koyduğu sorun, IMF’nin yardım karşılığı Türkiye’ye sunacağı<br />
talepler. IMF, Türkiye’ye aktaracağı paraları geri alabilmek için, kamu<br />
harcamalarında, devletin sunduğu hizmetlerde kısıntıya gidilmesini<br />
öngörüyor. Ancak ekonominin durgunluğa girdiği bir aşamada devletin de<br />
harcamalarını kısmasının resesyonu daha da kötü bir hale getirmekten<br />
başka bir etkisi olmaz” diye konuştu.</p>
<p><b>Dış ticaret açığı 10 ayda 63.4 milyar $’a çıktı</b></p>
<p>YIlIn<br />
ilk 10 ayında ihracat geçen yılının aynı dönemine göre yüzde 33.3<br />
artarak 114 milyar 963 milyon, ithalat yüzde 29.9 artarak 178 milyar<br />
408 milyon, dış ticaret açığı yüzde 24.2 büyüyerek 63 milyar 445 milyon<br />
dolara ulaştı. Ekim ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 3.1 azalan<br />
ihracat 9 milyar 588 milyon dolar, ithalat yüzde 4.8 azalarak 14 milyar<br />
883 milyon dolar düzeyinde gerçekleşti, 5 milyar 295 milyon dolar dış<br />
ticaret açığı verildi. </p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Ekim<br />
ayı dış ticaret gerçekleşmelerini açıkladı. Buna göre, Ekim ayında<br />
ihracat geçen yılın aynı ayına göre yüzde 3.1 azalarak 9 milyar 588<br />
milyon dolar, ithalat yüzde 4.8 azalarak 14 milyar 883 milyon dolar<br />
düzeyinde gerçekleşti. Dış ticaret açığı yüzde 7.6 azalarak 5 milyar<br />
731 milyon dolardan 5 milyar 295 milyon dolara geriledi.</p>
<p> </font></td>
</tr>
</tbody>
</table>
Posted in BİLİM, DÜNYA, DİN, ekonomi, eğitim, genel kültür, siyaset, Uncategorized, İSLAM Tagged: Add new tag, ANALİZ, ÇÖKMEK, HÜKÜMET, TÜRKİYE <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/gelecekte.wordpress.com/218/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/gelecekte.wordpress.com/218/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/gelecekte.wordpress.com/218/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/gelecekte.wordpress.com/218/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/gelecekte.wordpress.com/218/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/gelecekte.wordpress.com/218/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/gelecekte.wordpress.com/218/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/gelecekte.wordpress.com/218/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/gelecekte.wordpress.com/218/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/gelecekte.wordpress.com/218/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gelecekte.wordpress.com&blog=5218525&post=218&subd=gelecekte&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gelecekte.wordpress.com/2008/11/29/dikkat-turkiye-cokmek-uzere/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/d413290d6f3005ee7d15b46e4c8638d9?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">gelecekte</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://haber.gazetevatan.com/newpics/news/281120082337220873585.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>YAPMAYIN KÜRT KARDEŞLERİMİZ,ONLAR GİDECEK BİZ KARDEŞLER KALACAĞIZ</title>
		<link>http://gelecekte.wordpress.com/2008/11/27/yapmayin-kurt-kardeslerimizonlar-gidecek-biz-kardesler-kalacagiz/</link>
		<comments>http://gelecekte.wordpress.com/2008/11/27/yapmayin-kurt-kardeslerimizonlar-gidecek-biz-kardesler-kalacagiz/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Nov 2008 15:43:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gelecekte</dc:creator>
				<category><![CDATA[DÜNYA]]></category>
		<category><![CDATA[DİN]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[genel kültür]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM]]></category>
		<category><![CDATA[kürt]]></category>
		<category><![CDATA[türkkardeşlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://gelecekte.wordpress.com/?p=215</guid>
		<description><![CDATA[Gerçekten bu samimi ve içten gelen seslere kulak verin,
Sizin gerçek dostunuzda ,kardeşiniz de biziz,
Ezilmedinizmi?
Ezildiniz..
Hor görülmediniz mi?
Görüldünüz&#8230;
Ama önce kendi seçip oraya ,
meclise yolladığınız milletvekilleriniz tarafından horlandınız.
Senelerdir ,
Cumhuriyet kurulalı  kaç tane ,milletvekili yollamışsınız meclise bir hesaplayın.
Bırakın sıradan milletvekilini,kaç bakan yollamışsınız ,
asıl hain onlardı.
Oraya gidince size dirsek çeviren,ya da oraya kendi aşiretleri için giden..
Onları cezalandırın.
Bizler  Türklerle Kürtler  aynı [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gelecekte.wordpress.com&blog=5218525&post=215&subd=gelecekte&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Gerçekten bu samimi ve içten gelen seslere kulak verin,</p>
<p>Sizin gerçek dostunuzda ,kardeşiniz de biziz,</p>
<p>Ezilmedinizmi?</p>
<p>Ezildiniz..</p>
<p>Hor görülmediniz mi?</p>
<p>Görüldünüz&#8230;</p>
<p>Ama önce kendi seçip oraya ,</p>
<p>meclise yolladığınız milletvekilleriniz tarafından horlandınız.</p>
<p>Senelerdir ,</p>
<p>Cumhuriyet kurulalı  kaç tane ,milletvekili yollamışsınız meclise bir hesaplayın.</p>
<p>Bırakın sıradan milletvekilini,kaç bakan yollamışsınız ,</p>
<p>asıl hain onlardı.</p>
<p>Oraya gidince size dirsek çeviren,ya da oraya kendi aşiretleri için giden..</p>
<p>Onları cezalandırın.</p>
<p>Bizler  Türklerle Kürtler  aynı halkız,</p>
<p>Etle tırnak gibiyiz..</p>
<p>Hepimizin yakın ,uzak bir akrabası Türk ya da Kürt değil mi ?</p>
<p>Haksa  senin hakkın  için ben de birlikte mücadele ederim,</p>
<p>Anadolumun köylüsüde birlikte,işçiside birlikte eziliyor..</p>
<p>Dilinide konuş,müziğinide yap,</p>
<p>işsizlikse sanada iş,senin bölgelerine de fabrika aş ,</p>
<p>Hepsi için,</p>
<p>Birlikte mücadele edelim,</p>
<p>Ama şunu unutma,</p>
<p>Onlar gidecek ..</p>
<p>Biz kardeşler başbaşa kalacağız..</p>
<p>O zaman da kardeşçe devam edeceğiz,</p>
<p>Bırakın şimdi de  kardeşçe yaşayıp,birlikte mücadele edelim</p>
<p>Ele bir defa kan bulaştı mı ,o nu hiç bir şey temizleyemez.</p>
<p>Çünkü onlar gidecek..</p>
<p>Onlar gidecek..</p>
<p>İlginç bir yazı oku ve bir daha düşün,</p>
<p>.</p>
<p>Prof. Dr. Şener Üşümezsoy<br />
Amerikan Jeopolitiği ve Kürtler</p>
<p>Kır Gerillası Geçmişte Kaldı</p>
<p>90 lı yıllardan bu yana tüm politik analizlerin merkezinde Kürtlerin yanında ya da karşısında olmak gibi bir politik söylem gelişmiştir. Oysa gerçek bir temele dayanmayan bir jeopolitik analiz olmaksızın doğru bir tespit söz konusu olamamaktadır. Bu yüzden bu yazımızda küresel jeopolitik açısından Türkiye-ıran-Türkistan bölgesini analiz ederek, Kürtlerin bu jeopolitik denklemdeki yerini enine boyuna tartışacağız. Analizin yapılmadığı bir politikada,  Amerika Türk Ordusu na PKK nın Kandil deki kamplarını bombalamak için istihbarat yardımı yaptı. Yaşasın Amerika!  ya da  Amerika PKK ya yardım ediyor. Kahrolsun Amerika!  söylemleri anlamsızdır.</p>
<p>Yazın Cumhuriyet yürüyüşlerindeki antiamerikancı söylem bugün yerini Amerika nın yanında yer alan politik bir tutuma bırakmıştır. Oysa bu politik tutum son derece sığ olup, jeopolitik derinlikten zaman ve mekân olarak yoksundur. Amerika nın Kuzey Irak taki PKK kamplarını bombalamak için hava harekatına istihbarat desteği vermesini Amerika nın PKK yı terk edişi biçiminde değerlendirmek, bizi jeopolitik derinlikten uzak sığ bir yoruma götürmektedir.</p>
<p>Kır gerillası kavramını esas aldığımız zaman, modern iletişim araçlarının olduğu çağımızda bunun sürdürülebilir bir mücadele tarzı olmadığı ortaya çıkmaktadır. Bu mücadele tarzı 1960 larda Che Guevara nın hayatına mal olan, ancak 1930 larda teknik olarak dünyanın bu denli ulaşılabilir olmadığı dönemde Mao Zedung un yaptığı Uzun Yürüyüş le hayata geçirilen bir mücadele tarzıydı. 70 li yıllarda bütün politik tartışmalarımız  Kırlardan şehirlere mi, şehirlerden kırlara mı?  soyut denkleminde geçmişti. Sınıf mücadelesinin ve ulusal mücadelenin toplumsal destekle yapılabileceği ve bu anlamda da kırlardan şehirlere doğru bir mücadelenin emperyalizmin Türkiye deki sol hareketi ekarte edebilmek için öne çıkardığı bir tarz olduğunu vurgulamıştık.</p>
<p>70 lerde THKO nun kırlara çıkışı ve kırlarda yok oluşu, hareketin söndürülmesi için kullanılan bir araçtı. Bu anlamda PKK nın dağ mücadelesi ile şehirlerdeki milisleri, hücreleri, dernekleri, partileri gibi bütünüyle kitle içinde örgütlenmiş yapısı arasında bir korelasyon kurarsak, kırlardaki birkaç bin kişinin çok üstünde, çok daha etkin bir örgütlenmesi olduğu karşımıza çıkmaktadır. Bu tespiti yaptığımız zaman PKK yla mücadele etme alanının kırlar değil şehirler olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır. Bu noktada Amerika nın dağdaki hedefleri Türk Ordusu na vermesinin anlamı semboliktir. Taktiksel olarak mağaralardaki kadroların bu bombardımandan minimum zarar alması söz konusudur. Politik anlamdaysa bu bölgelerin bombalanamayacağı, bu bölgelere dokunulamayacağı, Türk Ordusu nun buralara ulaşamayacağı kavramını yıkmaktadır. Bu da Barzani nin Kuzey Irak üzerinde egemen devlet olma iddiasının geçersizliğini kısmen vermektedir. Kısmen ise Barzani nin Türkiye taraıfndan tanınabilmesinin yolunu açmaktadır.</p>
<p>Barzani nin PKK yı tasfiye edebilme şansı politik ve askeri olarak yoktur. Geçmişte Türk Ordusu yla beraber PKK ya karşı yaptığı sözde de olsa ittifakını ve mücadelesini kitle tabanına anlatamaması nedeniyle böyle bir olanak söz konusu değildir. Diğer taraftan ise PKK nın tasfiyesi ve bu tasfiyenin ağırlıklı etkisi Türkiye deki Kürt tabanı üzerindeki mücadeleye yansımaktadır. PKK nın kırdaki gücünün sembolik olduğunu, esas kütlesinin şehirlerde olduğunu varsayarsak karşımıza gerçek mücadele alanı çıkmaktır. Amerika nın PKK nın silahlı dağ gruplarının tasfiye edilmesine verdiği destekle Türkiye deki Amerika karşıtı hava Amerika lehine dönmüş ve PKK nın meşrulaştırılması çizgisinde bir ilerleme ortaya çıkmıştır. Bu yan görünmeden Amerika nın tutumunu anlamamız mümkün olmamaktadır.</p>
<p>ABD Kürt Hareketini 70 lerden Beri Destekliyor</p>
<p>ABD nin 1990 lardaki Körfez Savaşı ndan sonra Kürt hareketini desteklemesi, daha sonra ise PKK yı bu bölgede geliştirmesi nedeniyle Türkiye de ABD karşıtı bir söylem gelişmiştir. Bu olguyu 1970 li yıllarda Türkiye yi terk etmek zorunda kalan Hikmet Kıvılcımlı  Yol Anıları nda,  Biz Türkiye de halklar kavramını reddettiğimiz ve Türkiye deki sosyalist harekete Kürtçülüğün bulaştırılarak hareketin yozlaştırılmasına karşı çıktığımız için bugün dışlanıyoruz. Türkiye de 70 yılında gençler Kürtçülük yaparak Türkiye yi bölecekmiş söylemine yol açan birkaç gazetenin Türkiye halkları gibi kavramla provokasyona yakın manşetlerini sanki gerçekmiş gibi algılamakta. Oysa generaller Türkiye yi kimin böleceğini bilmekteydi ama buna rağmen solu tasfiye etmek için bu kullanılmıştır  demektedir.</p>
<p>Bu alıntıyı yapmamın nedeni, PKK yı ya da Kürt hareketini Amerika nın desteklemesinin 90 lı yıllardan sonra değil, daha 70 li yıllarda başlamasındandır. ABD 70 li yıllarda Sovyetler e karşı Türk Ordusu nun darbelerini yönlendirmekteydi. Amerika da Kürt milliyetçilerini alarak, onların yayınlarını basarak etnik kimliğin Türkiye nin zayıf karnı olduğunu ve bu anlamda da Türkiye nin yeniden yapılandırılması sürecinde etnik ayrımcılığı o dönemlerden beri kullanmaktaydı.</p>
<p>1900 lü yılların başında Kürt Teali Cemiyeti nin İngilizlerle yaptığı işbirliğini, İngiliz belgelerini basan Kürtçü yayınevlerinin yayınlarında görmekteyiz. Tarih emperyalist politikalara göre yeniden yazılmaktadır. Kürtler ve Ermeniler Indo-Cermendirler, Türkler Turandırlar. O halde Türklerle Kürtler arasında hiçbir birliktelik olamaz tezini gündeme getirmişlerdir. Bunun dışında bu tez aynı şekilde Indo-Cermen, Aryen olduklarını ileri sürdükleri Farslıların Türklerden ayrılması için ileri sürülmüştür. Kaldı ki 1925 yılına kadar 1.000 yıldan beri Türkler taraıfndan yönetilen ve Türklerin yaşadığı yurt olan İran, 1925 ten sonra Farsların yaşadığı bir Fars devleti olarak ortaya çıkmış, Farslılık, Indo-Cermenlik ve Avrupalı Aryenlik öne çıkarılmıştır. Aynı şekilde Doğu ve Güneydoğu daki halkın Indo-Cermen olduğu öne sürülmüştür. Oysa bu Indo-Cermen kavramı Hitler in genel bir söylemidir. Saf Aryenlerin Macaristan Çingeneleri çıkması üzerine Hitler Cermen tezine geri dönmüştür. Kürtlerin Indo-Cermen olduğu ve Ermenilerin Avrupalıların merkezini oluşturduğu gibi tarihle hiç ilgisi olmayan tezler geliştirilmiştir. Kürt kimliği üzerine yaptığımız çalışmada gerçeğin çok farklı olduğu, devrimci bir analizle olaya baktığımızda tarihin emperyalist politikalar için kullanılmasının ne kadar büyük bir çarpıtmaya yol açtığı ortaya çıkmıştır. Bu olgu sanki mutlakmış gibi Kürt sorununu tartışalım denildiğinde ilk kabul edilen olgu olmuştur. Küresel jeopolitik ve Kürtler kavramının temelini algılamak için bu tarihsel soyutlamayı yapmak zorundayız. Yapmadığımız zaman bölünmeyi kabul etmiş bir politikadan hareket etmiş oluruz.</p>
<p>Avrupalılar Kürtlere Tarih Yaratıyor</p>
<p>Kürtlerin ve Türklerin ayrı ama kardeş oldukları ve bu anlamda bölünmeyecekleri tezi kendileri taraıfndan ayrı oldukları söylenerek bölünmek noktasına getirilmiştir. Bölünmek veya birleştirmek gibi derdimiz olmaksızın ulusların kendi kaderini tayin hakkı kavramında olaya bakarak Kürt etnosunu etnojenez olarak incelediğimizde karşımıza inanılmaz çarpıcı bir farklılık gelmektedir. Minorsky Kürtleri Medlere dayandırmaktadır. Medlerin Turani bir topluluk olmasından dolayı Kürtlerin Medlerle olan ilişkilerinin gerçekçi olmadığı ortaya çıkmıştır. Daha sonraki Hint-Avrupacı tezlerde 7.000 yıl önceki Hurrilerin, daha sonra gelen Mitannilerin, Urartuların Zelanilerin ve tarih boyunca bu bölgede yaşamış tüm halkların Kürtlerin ataları olduğu ve Avrupalıların da buradan çıktıkları gibi tarih ve etnojenezle hiçbir ilgisi olmayan, bütünüyle politik bir tez ortaya atılmıştır. Bu kavram da kendi içinde böyle bir zayıflığı taşımaktadır. Böyle bir zayıflığı taşıdığı halde günümüzde sanki bu gerçekmiş gibi algılanmaktadır.</p>
<p>Somut olarak Kürt kimliğini ele aldığımız zaman burada Şerefhan ın metinlerini referans almamız mümkündür. Şerefhan Kürtlerin Abbasiler döneminde bu bölgeye gelmiş olduğunu vurgulamaktadır. Abbasilerin İslamcı ideolojisiyle Kürtleri İslamcı temelde ele almaktadır. Burada Yezidilikten dönüşümle İslama geçildiği gibi bir tez söz konusudur. Buna karşılık gerçekten bu bölgede yaşayan aşiretlerin tarihi ancak Selçuklu döneminde başlatabilmektedir. Gerek Hakkari, gerekse Mardin ve Musul bölgesindeki aşiret ve beyliklerin bu bölgeye gelişlerini Selçuklular dönemiyle başlatabilmektedir. Selçuklular döneminde Oğuzların bölgeye gelişinde Türkmenlerle Gurmanların birlikte geldiğini görmekteyiz. Gurmanları incelediğimiz zaman bunların daha önceki dönemde Afganistan daki Gurlar olduğunu görmekteyiz. Izady de bu büyük göçü anlatmaktadır. Izady nin bunu anlatması Kürtçü bir tez açısından özeldir.</p>
<p>Gurları incelediğimiz zaman karşımıza çok ilginç bir nokta çıkmaktadır. Gurlar Akhunların koludur. Hunların ana kabileleri ise Ogurlardır. Ogurların bu bölgedeki kalıntıları Gurlardır. Oğuz Türkmenlerinin bölgeye girerek ordularıyla savaştığı ve daha sonra kendi yapılarına aldığı Türkmenlerin yanına aldığı Gurmanlardır. Gurlar  man  ekini alarak Gurmanlar olmuştur. Gurmanların 11. ve 12. yüzyılda Urumiye Gölü ile Van arasına yerleştiğini görmekteyiz. Izady bu dönemi bölgedeki Gurmanların yayılım dönemi olarak vermektedir.</p>
<p>Peki Oğuzlar neden başka etnileri yapısına almayarak Ogurları yapısına almaktadır? Çünkü Ogurlar Hunların o bölgedeki devamıdır. Bir başka deyişle Turani ve Türk bir kavim olması nedeniyledir. Gurmanlar İran bölgesine yerleştikten sonra Nizamülmülk ün açtığı medreselerde artık Farsi bir dili konuşmaya başlamışlardır. Bu Farsi dilin yanında da farklılık olarak Şafiliği benimsemişlerdir. Nizamülmülk Şafiliği geliştiren ya da Şafiliği onlara empoze eden medreseleri açmıştır. Buna karşılık Türkmenler ise Hanefi olarak medreselerde eğitim almıştır. İkisi de Sünni olmaları nedeniyle Selçuklu nun bu bölgedeki yerleşiminin temelini oluşturmuştur. Selçuklu Türkmenleri kendilerine tabii olan Gurman kabilelerini bölgeye taşımıştır. Bölgedeki Artukoğlu Beyliği ve diğer atabeylikler esas olarak Selçuklu ordusundaki Oğuz ve Gurmanların birlikte gelişini temsil etmektedir.</p>
<p>Sarı-Kırmızı-Yeşil in Kökeni</p>
<p>Burada kullanılan kırmızı-sarı-yeşil bayraklar da Selçuklu nun o dönemde kullandığı bayrakların rengidir. Selçuklu nun dili de bugünkü Tacikçeye benzeyen Kurmanci olmuştur. Selçuklu öncesi dönemde Akhunlar Afganistan da yer alırken, batıda Kafkasya Hunları olarak bilinen ve Hazar tarihini yazan Atmanov un açıkça belirttiği gibi buradaki Hazar Hunları Kafkasya ya gelerek bugünkü Güney Kafkasya ve Batı İran a yerleşmişlerdir.</p>
<p>ışte bu Hunların Hırıstiyan olması ve daha sonra Arapların gelmesiyle İslamlaşması sürecinde esas olarak Hunların bu bölgeye gelmesiyle burada Sasaniler dönemindeki Yezid dinini alması ile açıklanabilen bir otokton bir etnik kalıt söz konusudur. Bunlar da Goranlardır. Goranlar gerek İran da gerek Kuzey Irak ta var olan etnilerdir.</p>
<p>Selçuklu nun buraya gelmesiyle göçmen Kurmanclar Goranlar üzerinde Türkmenler ile birlikte egemen olmuş ve Goranlar da Yezidilikten Şafiliğe geçmişlerdir. Ama bu süreç daha sonra gelişen bir süreçtir. Yani Yavuz Sultan Selim döneminde gelişen bir süreçtir. Selçuklu Türkmenleri daha sonra İlhanlılar taraıfndan tasfiye edilmiştir. İlhanlılardan kaçarak bölgeye gelen Harzemşahların yapısında Deylem den gelen Beş Ogur kabileleri olan Kantlı, Kalaç, Kıpçak, Kaçar gibi kabileler vardır.</p>
<p>Harzemşahlar döneminde İlhanlılardan kaçarak Anadolu ya gelen Beş Ogur kabileleri aslında yapılarında kısmen Şiiliği taşıyan topluluklardır. İlhanlılar döneminde bölgede oluşan yapı Selçuklular döneminde tasfiye edilmiştir. Bölgede Tatar-Türk yapısı egemenleşmiştir. Bunların dağılması sonrasında Akkoyunlular ve Karakoyunlular İran da ve Doğu Anadolu da egemen olmuştur. Karakoyunlular içindeki Deylem kabileler Ogurların kalıntısı olarak Şii Goranları temsil etmiştir. Akkoyunlular ise Sünni olarak Diyarbakır ı ve Tebriz i yöneten bir imparatorluk kurmuştur.</p>
<p>Bu noktada Safeviler yani Şah İsmail Türkmen beyliklerine egemen olarak İran Türklüğünü örgütlemiştir. Diyarbakır ın Van ın ve Musul un Safevilerin elinde olduğu dönemde Yavuz Sultan Selim akın yaparak bu bölgeyi ele geçirmiştir. Diyarbakır daki Teke Türkmenlerini, Musul daki Musul Türkmenlerini bölgeden sürerek, Selçuklular zamanında gelen Şafi Ogurların, Gurmanların bölgede etnik olarak öne çıkmasına yol açmıştır.</p>
<p>Keza aynı şekilde Van Gölü kuzeyindeki Doğubeyazıt ve Ağrı bölgesine, Erzurum ve Ağrı arasındaki bölgeye Kızılbaş Türkmenlerin, Şahsevenlerin dönmesini engellemek için Batı Anadolu dan çok miktarda Yörük getirmiştir. Yörükler bu bölgede dönüşerek Kuzeyli Gurmanları oluşturmuştur. Çünkü Gurmanlar Müslümanlığı temsil etmektedirler. Oysa karşı taraftaki Türkler Kızılbaşlığı temsil etmektedir.</p>
<p>Bunun gerisinde kalan Tunceli, Bingöl ve Sivas bölgesindeki Türkmenler ise Kızılbaş olmaları nedeniyle baskı altında tutulmuş ve kendi kimliklerini koruyabilmek için Harzemden geldikleri zamanda Beş Ogurların konuştuğu eski Sasani Farsçasına yakın Zazacayı konuşmuşlardır.</p>
<p>Keza Yavuz Sultan Selim sonrası Kanuni Sultan Süleyman ve Sultan Murat döneminde Bağdat fethedilince Musul bölgesindeki Türkmenler tasfiye edilmiş, onun yerine bu bölgedeki Yezidi Guranlar Müslümanlaşarak, Şafileşerek Soranilere dönüşmüştür.</p>
<p>Şimdi bu noktaya baktığımız zaman Osmanlı döneminde bir etnik kimlik olarak Kızılbaş Türkmenlere karşı Ogur kökenli etniler öne çıkarılmıştır. Birçok Türkmen grubu da bu anlamda Kurmanclaşarak Osmanlı nın itibarlı etnilerine dönüşmüştür. Keza Abdülhamit döneminde de Hamidiye Alaylarını kuzeydeki Milanlar ile güneydeki Zilanlar oluşturmaktadır. Bunlar Rusların bu bölgeyi işgaline karşı milisler oluşturmak, Ermenilere karşı mücadele etmek anlamında örgütlenmiştir. Bu yapı esas olarak bu bölgedeki Kızılbaş Alevi Türkmenlere karşı bir politika uygulamıştır.</p>
<p>Cumhuriyet ten sonra bu bölgedeki Abdülhamit yanlısı Kurmanclar Cumhuriyet e karşı ayaklanmıştır. Bu ayaklanmada onlara karşı çıkarak Mustafa Kemal in yanında yer alanlar ise Alevi Türkmenler olmuştur. Bu anlamda tarihe baktığımız zaman aynı etnik kökenden gelen Ogurlar ve Oğuzların, yani aynı ırktan türeyen halkların ayrı ırklar olduğu gibi bir ırkçılık ileri sürülmüştür. Bu ırkçılık  Avrupalısınız, o halde Türklerden ayrılınız  teziyle ortaya çıkarken, diğer taraftan ise Türk kimliğini milliyetçilikle suçlayan, ırkçılıkla suçlayan bir söyleme gelinmiştir. Bunu bugün kabul etmek de ana sorunun ilk adımı olmuştur. Bir başka ifadeyle farklı olduğunu, farklı ırktan geldiğini kabul etmek ama bunların 1.000 yıldan beri kardeş olduğunu yorumlamak hatası bölünmenin nedeni olan bir başlangıç noktasını oluşturmuştur.</p>
<p>Oysa özellikle Rus ve Ermeni kaynaklarının incelenmesiyle karşımıza çıkan olgu, Kürtler (Gurmanlar) Selçuklu Türkmenlere (Oğuzlar) tabi etniler olarak Afganistan dan 10. yüzyılda Anadolu ya ve Batı İran a getirilmiştir. Ayrılıkçı Kürtçüler beraberliğimizi 1500 lü yıllardan yani Yavuz döneminden başlatmaktadır. Oysa diğerleri 1.000 yıldan beri demektedir. Oysa Ogurlar (Hunlar) ve Oğuzlar bu Gurman ve Turkman etnileri köken olarak Turani Türk topluluklarıdır. Bu birliktelik Hun döneminden ve ondan önceki Saka dönemine kadar geri sürdürülebilir.</p>
<p>Diğer taraftan sanki Kürtler hep buradaydı ve Türkler sonradan geldi gibi tarihle hiç ilgisi olmayan bir söylemi mutlak bilimsel bir söylemmiş gibi kabul ettirerek, Türkiye deki aydınları, Türkiye deki eski generalleri  Biz sorunu yanlış anladık  noktasında emperyalizmin bakış açısına getirmiştir.</p>
<p>Emperyalizm ve İmparatorluk</p>
<p>Oysa burada emperyalizmin bakış açısına gelmek olgusu gerçekten önemlidir. Genel olarak küreselleşme ideologları küreselleşmenin günümüze özgü bir kavram olduğunu ileri sürmektetir. Bu anlamda da küreselleşmenin ulusal devletleri tasfiye ettiğini, çünkü ulusal pazarın kalmadığını, ulusal pazar kalmadığı için de küresel olarak milliyetçiliğin kalmayacağını ve bu anlamda küresel bir kültürün, küresel bir imparatorluğun dünyayı bütünleştireceği tezine gelinmiştir.</p>
<p>Burada sistematik bir biçimde sol küreselleşmeciler taraıfndan,  Artık emperyalist dönem kapanmıştır, yerine imparatorluk dönemi gelmiştir. Dolayısıyla merkez-çevre ya da kuzey-güney gibi ilişkiler kalmamıştır  biçiminde çokuluslu şirketlerin aslında ulussuz olduğu gibi bir söyleme gelinmiştir.</p>
<p>Oysa ulusötesi şirketlere bakıldığında bu şirketlerin merkeze ait şirketler olduğu, diğer ülkelerdeki kazançlarını merkeze aktardığı ve bu anlamda bu çokuluslu şirketlerin aslında merkezin şirketleri olduğu gerçeği saklanmak istenmektedir. Bu şirketlerin değer aktarımlarının merkeze doğru gittiğini ve ulusal şirketler olduğunu, yani Amerikan, Japon ya da Alman şirketleri olarak üçlü merkezin ekonomik anlamda sürdüğünü görmekteyiz.</p>
<p>Emperyalizm olgusu eğer merkeze değer aktarmak ise, günümüzde de elektronik ortamda bu olgunun sürdüğünü görmekteyiz. Kaldı ki dolaysız yatırımlara baktığımız zaman endüstri yatırımlarının merkezde olduğunu, emeğin ucuz olan alanlara aktarıldığı ama kâr aktarımlarının da merkeze doğru gittiğini en basit ekonomik verileri göz önüne aldığımızda açıkça görmekteyiz.</p>
<p>Küresel sistemin artık bütünüyle ulussuz olduğu, şirketlerin ulus ötesi olduğu, sermayenin küreselleştiği ve bu anlamda da ulus devletlerin yalnız politik olarak kaldığı söylemi sol söylem olarak ifade edilmektedir. Oysa bu söylem en sağ söylemler ile birebir örtüşmektedir. Çünkü küresel akışı incelediğimiz zaman bunun aslında günümüze özgü olmadığını, en azından merkez-çevre teorisini incelediğimiz zaman, Wallerstein ve Arrighi yi incelediğimiz zaman 500 yıldan beri değişen merkezlere çevreden değerlerin aktığı, bir başka ifadeyle sömürünün çevreden merkeze doğru ilerlediğini açıkça görmekteyiz.</p>
<p>Kaldı ki emperyalizm olgusunun emperyalist dönem diye tanımlanan tekelci sermayenin iktidar olduğu, para sermayenin ve sanayi sermayenin kaynaştığı denilen Lenin in tanımladığı dönemle sınırlı olmadığını görmekteyiz. Yani Lenin in emperyalizm tezi belirli bir dönemi tanımlamakta ama bu dönem aslında gerçeği yansıtmamaktadır.  Kapitalizmin son aşaması emperyalizm  deyimiyle ya sosyalizme geçilecek ya da küreselleşmeye geçilecek tezine gelinmektedir. Oysa kapitalizm son aşama olmadığı gibi emperyalist aşama da değildir. Çünkü emperyalist aşamayı görmemiz için değer aktarımının işleyişini görmemiz gerekir. Evrimci kapitalizm anlayışına baktığımız zaman da ticari kapitalizmin egemen olduğu Hollanda-Venedik döneminde değerin merkeze doğru akışını kapitalist üretim tarzı olmasa da ama ticari kapitalizmin var olduğu ve bu anlamda kapitalizm tanımının yeniden yapılması gerektiği ortaya çıkmaktadır. Yani ticari kapitalizm resmi olmayan emperyalist dönemi temsil etmektedir. Butts un  Sermaye İmparatorluğu  kitabı bu konu için iyi bir referanstır. İngiliz endüstri kapitalizmi dediğimiz dönemde ise sömürgelerin oluşması resmi emperyalist dönemi başlatmaktadır. Bu dönem Marks ın kapitalizmi analiz ettiği dönemdir ve rekabetçi kapitalizm olarak aşamalı evrimciler taraıfndan yorumlanmaktadır.</p>
<p>Oysa Marks ın İngiltere ile sınırlanmış bir coğrafi bakış açısıyla olaya bakmayıp da Adam Smith in küresel bakışıyla olaya baktığımızda sistemin merkeze doğru sömürüyü oluşturduğu bir süreci görmekteyiz. Yani bu dönemde de emperyalizmin olduğunu görmekteyiz.</p>
<p>Bu anlamda sistemin bu emperyalist yapısı aslında emek-sermaye çelişkisinin de ötesinde esas çelişkinin merkezin çevreyi sömürüsü olması gerekmektedir. Yani merkezin bağımlı ve çevre ülkeleri sömürmesi tezi Lenin in analizinin beklemeksizin de önceden var olan bir süreçtir. Daha sonra tekelci aşamaya giren kapitalizm de banka ve sanayi sermayesinin birleştiği ileri sürülen dönem de aslında kapitalizmin bir dönemini vermektedir.</p>
<p>Bu dönem Paul Baran dan detaylı olarak analiz edildiği zaman aslında tekelleşme ve kapitalizmin gelişmesi, çevredeki ülkelerin gelişmemesi yani sömürülmesine dayanmaktadır. Bir başka deyişle İngiltere deki kapitalizm 19. yüzyılda 50 yıl sonraki Hindistan ın kapitalizmi değildir. Bir başka ifadeyle İngiltere deki 19. yüzyıl kapitalizmi 20. yüzyıla geldiği zaman yeni bir formata yani tekelci kapitalizme gelmiştir. Ama Hindistan 19. yüzyıldaki İngiltere kapitalizmin aşamasına gelemeyecektir. O aşama artık devreden çıkmıştır. Bu anlamda da gelişme bağımlılık temelinde sömürgeci bir noktada olmuştur. Amerikan sisteminin büyüme dönemini oluşturan İkinci Dünya Savaşı ndan sonra da aynı özellik devam etmiştir. Para ve sanayi sermayesi iç içe geçmiş gibi görünse de daha sonra para sermaye ayrılarak küresel olarak sistemi sömüren bir yapıya dönüşmüştür. Demek ki kapitalizm başından beri küreseldi ya da kapitalizm feodalizmden sonra ortaya çıkmadı. Kapitalizm 14. yüzyıldan beri süren modern bir dünya sisteminin parçasıydı.</p>
<p>Wallerstein a ve Andre Gunter Frank a göre bu olgu tarihsel süreç boyunca Hikmet Kıvılcımlı nın tefeci-bezirganların sistemi dediği sistemde de ticari kapitalizmin var olduğu ve bu ticari kapitalizmin küresel olarak o dönemki Akdeniz ve Avrasya ekümen alanında egemen olduğunu, bu anlamda merkeze değer aktarımın söz konusu olduğunu getirmektedir. Bu da bize sömürünün esasında çelişkiyi belirlediği, çelişkinin de merkez ile çevre ülkeler arasındaki bir çelişki olduğudur. Bu da esasında ulusal temelli bir çelişkidir. Uluslar feodalizmin yıkılmasıyla ümmetten sonra ulusa çıkmamıştır. Marks ın deyişiyle tarihsel olgular ürünüdür.</p>
<p>Ulusların etnik kökenini incelediğimiz zaman tarihsel süreçte ekümen alanda egemen olan etnilerin uluslaştığını görmekteyiz. Türk ulusunun 2.000 yıllık bir süreç içinde ulus olarak var olduğunu görmekteyiz. Bu süper ulus içinde Ogurların da, Oğuzların da, kuzeydeki diğer Türk boylarının da yer aldığını görmekteyiz. Hunlar, Göktürkler, Selçuklular, Osmanlılar ve daha sonra Tatarlar hepsi bu Türk etnoslarının politik olarak bütünleşip dağılma süreçlerini izlediği ve uluslaşmanın bu anlamda ortaya çıktığını görmekteyiz. Bugünkü Türkiye, İran, Türkistan daki Türk etnik birliğinin kaynağı ne Rusların ne Amerikalıların ne Avrupalıların bölemeyeceği kadar tarihsel bir sürecin bütünlüğünü oluşturmuştur. Kaldı ki bu bölme sürecini incelediğimiz zaman İran ın koparılması; Türkistan ın Özbek, Kırgız ve Kazak diye parçalanarak Türklükten Ruslar taraıfndan koparılması, Azerilerin Azeri milleti diyerek Türklükten koparılması bu süreçte gelinen aşamalardır. Oğurların, Gurman ve Goranların Oğuz Türklerinden ayrılması tarihsel olarak mümkün olmayan çabalardır. Sistem bu çabalar üzerine politika geliştirmektedir.</p>
<p>Petropolitik Politika</p>
<p>Dünya petrol rezervlerinin önemli bölümünü oluşturan Basra Körfezi, Hazar çevresi, Kafkasya ve Volga-Sibirya çevresi Brezinksi taraıfndan Avrasya nın Balkanları olarak Amerikan sisteminin egemen olması gereken alanlar olarak tespit edilmiştir. Kaldı ki Rusya daki Volga-Ural ve Sibirya yatakları üzerindeki egemenlik, Rusya nın yataklar üzerindeki egemenliğini Amerikan şirketlerine devretmesiyle olmuştur. 1990 lı yılların jeopolitiğine baktığımız zaman Sovyetler in dağılması sonrası Rusya, Amerika ve Rusya yı dünyayı yönetecek iki partner gibi algılamıştır. Ama daha sonraki dönemde görmüştür ki, Amerika dünyayı yönetme anlamında trilateral olarak emperyalist politika anlamında ekonomik gücü oranında Amerika-Japonya ve Amerika-Avrupa ilişkisi vardır. Rusya geri bir ulusal devlettir. Bölgesel bir güç değildir. O dönemde Rusya ya önerilen yol, Siz Avrupalı bir Batı Rusya İdil-Ural ve Tataristan ve Başkurdistan bölgesini Orta Rusya ve Sibirya yı ve Batı Sibirya yı da Doğu Rusya olarak Moskova yla bağları kopmuş bir federasyon olarak eklemesi gerektiği ileri sürülmüştür.</p>
<p>Brezinski Rusya nın buna zorlanması için güneyde Türkiye ve Türk devletleri ile çevrelenmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Bu çevrelenme sürecinde Rusya ya yeniden bölünme noktasında en azından küresel bir sorun yaratmadan Amerika yla işbirliği yapacak, yani petrol yataklarını Amerikan şirketleriyle işletecek bir politika önerilmiştir. Bu politikaya Yeltsin in onay vermesi sonucu oligarklar Sibirya daki gazları, Volga-Ural daki ve Hazar Denizi ndeki petrolleri işletmeye başlamışlardır. Kazakistan daki Tengiz-Katagan gibi bölgelerdeki petrol keşifleriyle de buralara Amerikan şirketleri egemen olmuştur. Suudi Arabistan ve çevresindeki Birleşik Arap Emirlikleri, Katar gibi ülkelerde Amerikan şirketleri egemenken, İran daki ve Saddam idaresindki yataklarda egemenlik gerçekleşememiştir. İşte bu durum, jeopolitik emperyalist politikaların birleştiği bir nokta olmuştur.</p>
<p>Petrol yataklarının Amerikan şirketleri taraıfndan işletilmemesi durumunda 30 yılda biteceği ama buna karşılık Amerikan şirketlerinin bu bölgede yapacakları yatırımlarla 60 yıllık bir rezerv daha çıkarabilecekleri öne sürülmüştür. ABD, Amerikan şirketlerinin teknik imkanlarla petrol rezervlerini arttıracakları, bunu ne Rusların ne de Arapların yapamayacağı propagandası ile Avrupa daki ve Asya daki devletleri işbirliğine gitmeye zorlamıştır.</p>
<p>Brezinzski sonrası yeni kuşak stratejistlerinin tezlerine göre birinci kuşak küreselleşmeciler ABD, Avrupa ve Japonya iken ikinci kuşak küreselleşmeçiler ise Rusya, Çin ve Hindistandır. Bu küreselleşmiş alanlar dünya sistemine entegre olmuş alanlardır. Dünya sistemine entegre olmayan alanlar ise Türkistan, İran, Türkiye, Arabistan ve Kuzey Afrika dır. Bu çizgi Brezinskinin Avrasya Balkanları dediği çizgidir. Huntington un uygarlıklar arası fay hattı çizgisidir. Yani Hıristiyan dünyası olan Avrupa ve Rusya ekseni ile Müslüman dünyası arasındaki fay hattı çizgisidir. Barnet ise Brezinkinin tezini 11 Eylül den sonra farklı bir noktaya getirmiştir.  Bizim İslamla bir sorunumuz yoktur. Bizim İslam dünyasındaki haydut devletler ve haydut ideolojiler ile sorunumuz vardır. Bu haydut devletler veya bunların egemenliğindeki terörist guruplar modern küreselleşmiş dünya için sorun yaratmaktadır  tezi gündeme gelmiştir. Bu teze göre Amerika nın vereceği savaşa Rusya ve Çin de katılmalıdır. O nedenle Rusya nın terörizmle mücadelesi Çeçenlerle mücadeleye indirgenirken, kendisi de El Kaide yle ve Türkiye de PKK yla çatışma noktasına girmiştir. Sisteme entegre edilmek istenen ülkede bir terörist kaynağın bulunması, terörist kaynağının yaratılması ve yok edilmesi bu ülkenin sisteme entegre edilmesi için bir araç olarak kullanılmıştır. Yani Barnet i tersten okursak bu bölgelerdeki haydut devletleri yola getirmek için bu bölgelerde teröristleri kullanmak söz konusudur. Ve terörizme karşı mücadelede bu devletleri yola getirmek için bir araç olarak Batının inisiyatifine girme yöntemi olmuştur. Çin de Uygurlar, Arabistan da El Kaide, Türkiye de PKK, İran da PJAK ve Rusya da Çeçenler gibi terörist gruplar yaratılmış ve ortaya çıkarılmıştır. Yani terör buradaki ara devletlerin yola getirilmesi ve sisteme entegre edilmesi için araç olarak kullanılmıştır.</p>
<p>Fakat Putin in Rusya da iktidara gelmesiyle Çeçenlerin tasfiye edildiği, Volga-Ural ve Sibirya bölgesindeki petrol yataklarının denetiminin Amerikan şirketlerinden geri alındığı, Türkmenistan ve Kazakistan da Rusya nın egemenleştiği ve 90 lı yıllarda Amerikalı stratejistlerin ara bölgelere yön verme düşüncesinin hayata geçmediği görülmektedir. Yani Rusya ya dayatılan bölünme politikası sürecinde, Türkiye ve İran ın bölünüp yeniden şekillenmesi ve ulus yaratılması sürecinde senkronik bir bozulma ortaya çıkmıştır. Rusya nın kendisini bütünleştirip bu bölgelere eski emperyal politikalarıyla egemenleşmesi, Yeşil Kuşak projesinde olduğu gibi Rusya nın Türkiye, İran, Afganistan, Pakistan ve Çin le oluşturulan bir blokla ve bunun batıdaki devamı olan Ukrayna ve Polonya yla çevrelenmeye çalışılmasına yol açmıştır. Ama bu aşama henüz geliştirilecek olan bir aşamadır. Bugüne kadar Ukrayna-Polonya ekseni Almanya ve Rusya arasındaki ilişkiyi kesmek için kullanılmıştır. Keza aynı şekilde Gürcistan, Ermenistan, Kürdistan ve İsrail in oluşturacağı eksen yardımıyla Türkiye ile İran ın arası bölünmekte ve Türkiye yi Azerbaycan dan ve Türk dünyasından izole eden bir politika gündeme gelmektedir.</p>
<p>Bu politikanın hayata geçmesinde ABD nin önemli bir kazanımı olmamıştır. Tersine, Azerbaycan da, Türkmenistan da, Kazakistan da Amerika nın istemediği bir Rus yayılması ortaya çıkmıştır. Bu Rus yayılması İran a doğru genişlemiştir.</p>
<p>ışte bu noktada Amerikan stratejisi yeniden taktiksel bir değişikliğe doğru yönelmiştir. Türkiye bağlantı devlet olarak yeniden biçimlendirmektedir. Aynı rol Pakistan a da verilmiştir. Pakistan ın rolü Hindistan ve Çin arasındaki denklemi kurmaktır. Türkiye ye verilen rol ise Azerbaycan, Türkistan ve Yakutistan a doğru giden bir eksen oluşturmaktır. Bu panturanik eksen, Ruslar taraıfndan korkuyla karşılanan bir eksen olmuştur.</p>
<p>Bu panturanik eksen Amerikalılar taraıfndan da kabul edilir olmaktan çıkmıştır. Küresel planda önerilen yol, ulusal devletlerin tasfiye edilmesi ama yeniden sisteme bağımlı devletlerin yaratılmasıdır. Yoksa ulusal devletlerin tümüyle tasfiyesi söz konusu değildir. Türkiye nin Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan ve Yakutlarla beraberliği dünya sistemi için en büyük riski oluşturmaktadır. Bu risk panarap birliği kadar tehlikeli bir birliktir.</p>
<p>Bunun bir benzeri de Latin Amerika birliğinin oluşmasıdır. O nedenle de Türkiye Rusya ya karşı yeniden konumlandırılması Kemalist bir yapıda değil, küreselleşmeci bir yapıda olmalıdır. Küreselleşmecilere göre dünyada pazarlar küreselleştiği ve ulusalcılık da milli pazarlar için ortaya çıktığına göre milli pazarların yok olması sürecinde ulusalcılık gerileyecektir.</p>
<p>Milletler; kapitalist pazarların doğmasıyla, feodalizmin dağılması sonrası ümmetlerin milletlere dönüşmesiyle oluşmuştur gibi tarihi gerçekleri yansıtmayan en Stalinist dogmalarla birebir örtüşen evrimci bir tarih anlayışı günümüzde ortaya çıkmıştır. Oysa kapitalizm başından beri küreseldir. 500 yıllık modern dönemi kapsadığı gibi, tarihsel dönemlerde de küreselcidir. Ve uluslar bu süreçte ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Antiküreselci Galiyev</p>
<p>O halde,  Pazarlar küreselleşti. O yüzden ulusal pazarlar ve ulusalcılık kalmadı  tezi de oldukça yanlış bir noktadır. Çünkü tam tersi bir biçimde, emperyalizmin panzehiri, küresel sisteme karşı ulusal çıkarları savunan iktidarların varlığıdır. Bu anlamda da Kemalizm ve Galiyevcilik böyle bir çizgidir. Sovyet devriminde İdil-Ural Sovyet i dediğimiz, yani Kafkasya dan başlayıp Sibirya ya kadar uzanan eski Altınordu Devleti ni Galiyev yeniden örgütlemiştir. Sovyetler e kabul ettirilen İdil-Ural Sovyeti ni Rusların daha sonradan neden tasfiye ettiğini Galiyev anlayamamıştır.</p>
<p>Oysa bunu Dugin in Avrasya stratejinde çok iyi anlamaktayız. Dugin,  Tataristan tarihsel kökü olan ve iddiası olan bir devlettir. Onu kuzeyden ve güneyden farklı gruplarla çevirmeliyiz. Yani Türk gruplarıyla bağlantısı kalmamalıdır. Kuzeyde Çuvaş ve Mari gibi devletlere Türklükten ayrı bir kimlik verirken, güneyde Başkırtlardan mutlaka koparmamız gerekir  demektedir.</p>
<p>Tarihsel olarak aynı etniye sahip olan bu gruplar Ruslar taraıfndan etnik kimliklere saygı bahanesiyle farklılaştırılmakta, bu toplulukların Kafkasya ve Türkistan la bağlantısı kesilmelidir denilerek alt çevrelemeler uygulanmaktadır. Gumilyev e göre ise Türkler, Aslar, Bulgarlar, Slavlar birleşerek yeni bir etnos oluşturmuştur.  Artık Türklük ve Rusluk, yani eski Rusluk yoktur. Yeni bir Rusluk vardır  diyerekten Türklerle Rusları bir gösteren Avrasyacı bir tezi ileri sürmüştür. Ama bu tezin arkasında da  Sakın bu etnileri birbiriyle birleştirmeyelim, ayıralım  anlayışı yatmaktadır. Dugin in açık itiraıf ortaya koymaktadır ki, Sovyetler Birliği dönemimde Stalin in bu bölgeleri bölmesi, aslında bu petrol bölgelerini mutlak biçimde Rusya ya bağlamak istemesindendir. Rusların Sultan Galiyev in projesine neden karşı çıktıklarının yanıtı buradadır. Kaldı ki bu projeye ABD, İngiltere ve Almanya da aynı düşmanlıkla bakmaktadırlar. Rusya daki Sovyet rejimine ve Rusluğa karşı Türklük kullanılırken, Türkiye yle Türk dünyasının birleşmesine karşı çıkılmıştır.</p>
<p>Tarihsel olarak aynı ulusun oluşturduğu bu bölgeden günümüzde petrol yolları geçmektedir. Ve bu yolların geçtiği bölgede Türk kimliği dışlanmak zorundadır ki, bölge üzerinde emperyalist hayalleri olan Ruslar, Amerikalılar, İngilizler ve Çinliler bu planlarını rahatça uygulayabilsinler.</p>
<p>Rusya yı çevreleme politikasındaki yeni strateji küresel İslamdır. Oysa küresel İslamcı çizgiye karşı Ruslar da Tataristan daki iktidarı kullanarak,  Tatarlar Bulgardır. Altınordu ile ilgisi yoktur. Biz bu anlamda en eski Müslüman ülkeyiz  teziyle küresel İslama karşı İslamcı bir tezle ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Diğer taraftan  Pentagon un Yol Haritası-2  adlı kitabın satır aralarında itiraf edilmekzorunda kalınan diğer gerçek ise Suudi Arabistan da El Kaide nin iktidar olması riskidir. Bu risk 70 li yıllarda gerçekleşseydi askeri bir operasyonla ortadan kaldırılabilirdi. Irak ta Saddam ın  haydut devlet inin tasfiye edilmesinin pahalıya patlaması, İran a karşı bir operasyonu engellemiştir. Suudi Arabistan petrolleri üzerinde Hanefi ve Selefi İslamcı bir iktidarın Amerika ya karşı El Kaide tipi bir yapılanmayla iktidar olması en korkulu rüyaları olmuştur. Putin in gaz çarı olarak karşılarına çıkması ve Yeltsin in tersine küresel dünyanın parçası olmayı reddederek dünyaya egemen olmaya çalışması da bu korkunun diğer ayağıdır.</p>
<p>Olaya bu açıdan bakıldığında Vahhabi-Selefi-panarabik yapılanmaya karşı en önemli ittifakın aslında Beyrut tan İslamabat a kadar oluşan Şii yapılanması olduğu görülmektedir. Yani Sünniliğe karşı olan Şii yapı, yani İran aslında Amerika nın en yakın müttefiki olmalıdır. Çünkü İsrail e düşmanlık noktasında Arapların yaptığı panarabik birliğe katılmamıştır. Tarihsel olarak da Araplarla farklılıkları vardır. Bundan 30 yıl önce Şah iktidarı Amerika nın en yakın müttefiki konumundaydı. Keza 1920 lerde yaratılan Fars milliyetçiliğiyle iktidara getirilen Farslar İngiltere nin bu konudaki en yakın müttefiki olmuştur. Günümüz Amerikan stratejistlerileri İran ı yeniden yapılandırılarak, kuzeydeki gaz çarına ve güneyde olası petrol kralı bir El Kaide ye karşı çevreleme taktiği geliştirmeye çalışmaktadır.</p>
<p>Türkiye nin Yeniden Yapılandırılması Projesi</p>
<p>Türkiye nin de küresel İslamcı bir tezle yeniden yapılandırılması ABD nin vazgeçilmez bir emperyal stratejisidir. Kuzey Irak taki PKK kamplarının bombalanması sırasında verilen istihbarat desteği de bu stratejinin bir adımını oluşturmuştur. Yani bu adım Türkiye deki antiamerikancılığı söndürmektedir. Ayrıca PKK nın yalnızca dağ grubu olarak algılanmasını sağlayarak, kentlerdeki milis halk örgütlenmeleri yok sayarak onları meşrulaştırmaktadır. Meclis teki bir temsiliyetle dağ grubunu tasfiye etmek, işbirliği yapılabir grubu meşrulaştırmak aslında İngilizlerden beri Türkiye deki Kürt politikasının ayağını oluşturmaktadır. Yani aynı olanı kardeş diye ayırmak, daha sonra da kardeşler arasına ayrı politik yapılanmayla ayrılmayı getirmek.</p>
<p>Diğer taraftan ise PKK ya karşı kara müdahalesi yapılmaksızın yalnız havadan bir operasyonla PKK nın tasfiye edilebileceği ileri sürülmektedir. Bu söylem Barzani nin bölgedeki egemenliğini pekiştirilirken, Türkiye nin Barzani yi tanımasına yol açmaktadır. Türkiye nin Amerika nın gösterdiği hedefleri bombalamasıyla eğer PKK nın kır kadrosu tasfiye olacaksa Barzani bundan kazançlı çıkacaktır. Ama asıl kazanç Barzani nin tanınması olacaktır.</p>
<p>Amerika açısından Kuzey Irak taki Kürt yapılarıyla Türkiye deki Kürt örgütlerinin birleştirilmesi ve ortak bir yapılanmada liderliğin ortaya çıkarılması ana stratejilerinden biridir. Ve bu stratejiyi esasen İran a ve Suriye ye de yaymaya çalışmaktadır. Bu sürecin ilk adımı da artık fonksiyonunu yitirmiş dağdaki örgütlenmenin ortadan kaldırılması olabilir. Ama henüz el altında tutulması gereken, gerektiği zaman Türkiye ye karşı baskı yapabilmek kullanılacak bir aparat olmak durumundadır.</p>
<p>Türkiye nin çok kültürlü ve farklılaştırılmış yapısıyla Kemalist devlet yapısının tasfiyesinin amacı aslında Kemalist devlet yapısının Galiyevci devlet anlayışla birleşerek Türkiye Turan eksenli bir amaca yönelmesinin önünü kesmek olmaktadır. Bu yüzden de İslamcı bir söylemle Orta Asya ya girmenin amacı budur. Diğer taraftan ise Amerika ya tabii olacak devlet yapısının oluşturulabilmesi için İran daki yapının tasfiye edilmesi gerekmektedir. Ama bugünkü yapı Irak taki gibi ulus inşası tarzında yapabilme yeteneklerinin olmadığı ve bunun güç olduğu noktada, şimdi daha sofistike yöntemlerle Afganistan ve Irak modelinde değil bu bölgede etnik kimliklerin yeniden yapılandırılması ve bu arada İran daki yeni yönetime Şah modelinde yeni bir yapı kurulabilmesi için önünü açacak söylemleri gündeme getirmek biçiminde olacaktır. Ve bu anlamda da Türklük kavramı da o doğrultuda kullanılabilir. Nasıl ki Gurmançların İngilizler taraıfndan kullanılması bu etnik kimlik açısından bir yüzkarası olduysa, İran daki Türklerin böyle bir yapılanmada araç olarak kullanılması aynı şekilde bir yüzkarası olacaktır. Burada Türk dünyasının kendi kimliğiyle bir politika oluşturması, emperyalizme karşı bir set oluşturması, Türk dünyasının kendi arasındaki bağlantısını geliştirmesi devrimci bir görev olarak karşısına çıkmaktadır.</p>
<p>Yeni Sosyalist Modele Gerek Var</p>
<p>Pakistan da, Barnet in söylediği bağlamda, bir bağlantı devleti olarak Hindistan ve Çin le olan ilişkinin sürdürülmesi noktasında yer almaktadır. Büyük Ortadoğu Projesi aslında bütün Avrasya yı kapsayan, Cezayir den başlayıp Çin e kadar giden bir yapılanmayı kapsamaktadır. Ve bu yapılanma aslında 100 yıllık bir gerçeğin ürünüdür Yani günübirlik taktiklerle değişen bir yapılanma değil, küreselleşmenin tarihi dediğimiz dünya sisteminin tarihiyle özdeş olan süre boyunca sürdürülen emperyalist politikaların temelini oluşturan pazarın kurulabilmesi için emperyal imparatorluk uygulamalarıdır. Bu imparatorluk uygulamalarına karşı çıkabilmek için ekonomik temeldeki politikalara karşı çıkmak gerekmektedir. Emperyalizme ve imparatorluğa karşı oluş sisteme karşı oluşa dönüşmediği zaman gerçek bir karşı oluş değildir. Emperyalist politikalara karşı çıkış, yani onun uluslararası devlet ilişkilerini yeniden biçimlendirmesine karşı çıkış aslında temelde emperyalist politikaya karşı çıkıştır. Yani Amerikan şirketlerinin çokuluslu kimlikleriyle ulus ötesi yayılmalarına, bu bölgeleri sömürmelerine, para sermayenin bu bölgelerdeki değeri merkeze doğru aktarmasına karşı çıkan bir rasyonel modele gerek vardır. Bu modelse yeni bir sosyalist devrimci ulusal modeldir.</p>
<p>Günümüze baktığımız zaman piyasa sosyalistleri olarak Çin modelini görmekteyiz. Bu aslında Amerikan sisteminin ayrılmaz bir parçasıdır. Ve bütünüyle Amerikan para sermayesinin Çin deki üretimidir. Emek sömürüsü üzerine kurulmuş bir rejimdir. Diğeri ise sistemden kopma gaz çarı Putin in uygulamasıdır. Putin in avantajı ise zengin petrol kaynaklarına sahip olmasından dolayı rahatça pozisyon alabilmesidir.</p>
<p>Antiküreselci Chavez</p>
<p>Keza aynı benzer pozisyon, Latin Amerika da da Chavez in petrol yataklarına egemenliğiyle ortaya çıkmıştır. Ama daha politik ve ekonomik temelli olanı dünya sistemine karşı ulusal eksende bir savunmayı sağlayacak politikaları gündeme getirmektedir. Yani sermayenin vatanı yoktur, para sermaye küresel olarak dolaşmaktadır denmektedir. Yani çokuluslu şirketler aslında Petras ın da söylediği gibi ulus şirketleridir. Bunları takip etmek için Paul Baran ın tekelci kapitalizmini okumak gerekir. Yani Amerikan şirketleri dünyanın neresine giderse gitsin, nereye yatırım yaparsa yapsın hepsi Amerika ya değer aktaran Amerikan şirketleridir. Alman şirketleri gene Almanya ya değer aktarmaktadır.</p>
<p>Bu boyutuyla bakıldığı zaman bu sisteme karşı çıkış ulusal eksende olacaktır. Ve ulusal eksende halkçı, sınıfsal bir blok oluşturmayı zorunlu kılar. Bundan önceki yazımda ulus-halk bloğu dediğim blok, sınıf temelli yapısıyla dünya sistemine entegre olmuş yapıya karşı çıkıştır. Yani ulusal burjuvaziyle ulusal bir sistem oluşturamazsınız. Ulusal burjuvalar dediğimiz burjuvalar dünya sisteminin ayrılmaz parçaları olarak Amerikan şirketlerinin çokuluslu görünümlü etiketlerinin birer parçalarıdır. Ana değer Amerika ya doğru akmaktadır. O halde burada ulusal devlet destekli kalkınmayı öne çıkaran projeler gerekmektedir.</p>
<p>Bu noktada Güney Kore modeli de önemli bir model olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrı bir konu olarak ele alınması gerekmekteyse de, yine çaresiz-çözümsüz olmayan bir projeye bir dünya stratejine sahip olduğumuzu vurgulamak için kısa da olsa bundan bahsetmemiz gerekmektedir. Yani dünya pazarıyla bağlantısı olan ama bu pazarın çokuluslu şirketlerin kimliğini ortaya koyarak ulusal olarak yeniden yapılanma gerekmektedir. Bu yapılanmada devletçiliğin rolü önemlidir ve bu boyut önümüzdeki antiemperyalist politikanın temelini oluşturmaktadır.</p>
<p>Amerika nın emperyalist politikalarına karşı çıkış noktasında Cumhuriyet yürüyüşlerinde ve sonrasında bir çelişki vardır. Bu çelişki şuraya dayanmaktadır: Aslında 1960 ve 70 li yıllarda da Türkiye de antiemperyalizm sözkonusudur. Bu antiemperyalizm Amerikan dolarına, Amerikan postalına, Amerikan politikalarına karşı bir başkaldırıdır. Bu başkaldırının nedenleri ortadan kalkmamıştır. Ve kalkmadığı için de bu başkaldırı döneminde o dönemde aslında gizli olarak Amerika yine Kürt projesini hayata geçiriyor iken ama günümüzde bunu açıkça ortaya çıkarması olgusu gerçektir. Fakat Kuzey Irak taki PKK kamplarının bombalanmasına verdiği desteği Amerika nın çizgi değiştirdiği şeklinde yorumlamak son derece hatalıdır. Tersine, küresel jeopolitikteki dans sebebiyle Rusya nın karşısına daha sağlam yapılanmış Türkiye, İran, Afganistan ve hatta Çin i çıkarmayı zorunlu kılmaktadır. Bu zorunluluk ancak bu ülkelerdeki ulusal direncin, ulusal ideolojinin kırılması ve biçim değiştirmesiyle mümkündür. Bu anlamda da bu biçim değiştirmeyi sağlama biçimi karşımızdadır.</p>
<p>Cumhuriyet yürüyüşleri döneminde  İmparatorluğun İki Taktiği  isimli makalemde Amerika nın Kürtçü-Osmanlıcı-ıslamcı proje dışında Türkçü-laik bir projeyi de destekleyebileceğini ve iktidara CHP-MHP ikilisinin gelmesinin Amerikan politikaları açısından ters olmayacağı biçiminde bir yorumum vardı.</p>
<p>AKP İktidar Bloğu</p>
<p>Kaldı ki, seçimlerden sonra AKP nin iktidar bloğunu ve ideolojik aygıtlarını kullanarak % 50 ye yakın oy alması sonrası AKP bu iki misyonu birleştiren bir misyon da toparlamaktadır. Yani Türk dünyasına yönelen İslamcı bir politika yeni misyon olarak karşımıza çıkmaktadır. Ama bu misyon içinde Kürtlerin politik etkinliğini göz ardı edilemeyeceği için AKP nin bir üçüncü fonksiyonu da Kürtlerin bu tarzda örgütlenmesinin önünde yer almasıdır. Orta Asya ya Türkçü olarak değil İslamcı olarak gitmektedir. Yine Ortadoğu ya da Kürtçü olarak değil İslamcı olarak gitmektedir.</p>
<p>Oysa Ortadoğu daki politikada Kürtlerin Osmanlı devleti biçimindeki olanakları kullanma arzusu yani İran daki Türklüğe karşı Yavuz un Gurmanç etnisini Şafi olarak ortaya çıkarması ve onları Türklere karşı da silahlandırması hem Anadolu da hem de İran Türklüğüne karşı konuşlandırması. Keza Abdülhamit in Anadolu da Türklüğe karşı ve Ruslara karşı konuşlandırması böyle bir süreci getirmiştir. Abdülhamit in bu politikasını sürdürecek parti İslamcı kimlikte olmak durumundadır. Bu politik partinin ikili yapısı ise Ordu nun laik yapısıyla çelişmemelidir.</p>
<p>İşte AKP nin şimdi yüklendiği misyon bu boyuttadır. Bir taraftan Barzani nin Kuzey Irak ta tanınmasıyla Türkiye de Barzani yi temsil eden unsurlarla arasındaki işbirliğinin bozulmaması yani Şafi ve Nakşi Kürt tabanının üzerinde egemenliğini kurmak ve onların yeni bir partiyle örgütlenip ayrı partiye yönelmesine engellemek. Diğer taraftan ise PKK nın dağ kadrolarının tasfiyesi bu bulanık bir konudur, mutlak bir konu değildir. Daha çok İran la Ermenistan a taşınabilecek bir yapıdır. PKK nın özellikle Alevilerle oluşturduğu ittifakın ve daha sonra büyük şehirlerde Türklerle olan ittifakının geniş tabanlı bir parti halinde meşrulaştırılarak legalleştirilmesi hedeflenmektedir. Ve bu meşrulaştırma noktası aslında Amerika nın Türkiye ye yeni biçim verme noktasında kullanılacak olan bir enstrüman olacaktır. Yani bu enstrüman PKK nın meşrulaştırılmasıyla oluşacak Kürt politikası ile AKP nin egemenliğindeki Barzanici Nakşi politikası ve Kuzey Irak taki Barzani nin oluşturacağı yapıyla Türkiye, İran, Irak Kürtlerini kapsayan politik bir yapının önünün açılması hedeflenmektedir. Bu 1920 lerde İngilizlerden bu yana sürdürülen bir süreçtir.</p>
<p>Bu sürecin noksan ayağı ise Türkiye nin Doğu Anadolu şehirlerinde Ermenilerin etnik olarak nüfuslarının yer almamasıdır. Ermenistan daki haritalar hâlâ Türkiye nin bu şehirlerini Ermenistan a dahil olarak göstermektedir. Kendi küçük haritasını resmi olarak kabul etmemekte ve Türkiye yi de kapsayan bir Ermenistan haritası söz konusudur. Ve tarihsel olarak Türklerle Ermenilerin çelişkisi aynı şekilde Kürtlerle Ermenilerin çelişkisine dönüşecektir. Yani Doğu Anadolu daki alanın yeniden yapılandırılması da Ermeni-Kürt tartışmasının yolunu açacak bir süreçtir. İşte bu süreçleri göz önüne getirdiğimiz zaman 20. yüzyılın jeopolitikasının ana eksenleri bu nüanslardan oluşacaktır. Ama bu 19. yüzyılın sonundaki petropolitik büyük oyunun yeni versiyonudur. Ve yeni versiyonunda değişen çok büyük önemli bir aktör sözkonusu değildir. Tersine, artan önemde petrol fiyatlarının öne çıkmasıdır.</p>
<p>2002 yılında, petrol fiyatının Irak taki çatışmalarla 50 dolara ve İran daki çatışmalarda 100 dolara çıkacağının ampirik olarak formüllerini veren bir makale yazmıştım. Bunların hepsinin gerçekleştiğini görme noktasında bugün de bu analizleri yaparken de gene aynı yöntemle beynimin çalıştığı bir projeksiyon yapma noktasındayım. Bu projeksiyona baktığımız zaman petrolün artan fiyatı bu projeksiyonu daha da hızlandırıp buradaki olguları daha da etkinleştirme noktasındadır.</p>
<p>Sonuç</p>
<p>Sonuç olarak Kuzey Irak taki PKK kamplarına yapılan saldırılar aslında buzdağının üst kesimine yapılan bir saldırı gibidir. Gemileri batıran buzdağının üstündeki kesim değil onun altındaki kesimdir. Ve bu anlamda da bu ana kütleyi meşrulaştırmak biçiminde bir adım atılması sözkonusudur. Bu iki meşrulaştırmanın üçüncü yolu ise bu iki grubun birlikte politika yapması biçiminde getirilecek noktadır. Çünkü Barnett in vurguladığı nokta ilerdeki bir stratejide Kuzey Irak ın Türkiye yle birlikte bir politik güç olması, keza Basra bölgesindeki Şii Arap bölgesinde İran la beraber bir politik güç oluşturarak yeniden yapılanmış bir İran ve Türkiye de bu denklemde bir yapılanmayı gerektirdiğini ve bu anlamda alt bölünmeleri getiren ama sonuçta emperyalist Amerikan politikasına uygun olarak emperyal yeniden yapılanmaların hedefi olarak görülmektedir. İsrail le çatışma içinde olan panarabik devletlerin de nötralize olması ama bunların nötralize olmayıp da El Kaide tipinde bir iktidara sahip olması durumunda mutlak ve mutlak Şii Arapların İran daki Şiilikle devamını sağlarken, Irak taki Kürtlerin de Türkiye yle bütünlüğünü sağlayarak bunları da ortak bir kimlikte Türk etnisitesinin ortadan kaldırıldığı bir politikada Türkiye nin yeniden yapılandırılmasının adımını oluşturmaktadır.</p>
<p>Keza aynı olguyu İran, Azerbaycan, Türkistan ve Kazakistan gibi bölgelerde de farklı etnik kimliklerin ayrılarak Rusya ya karşı çevrelemede ya da emperyalist sistemin sorun yaratan, dünyaya entegre olmamış bölgelerini yeniden biçimlendirmede araç olarak kullanılacaktır. Yani küreselleşmiş sistem Rusya ile Amerika ilişkilerini çözerse ve bu anlamda Çin le Amerika ilişkileri de çözümlendiğinde aralarında bir nükleer savaş olmayacağı gibi ana sorunun Türk, Arap ve Latin Amerika dünyasının ana risk oluşturan bölgeler oluşturduğunu ve bu bölgelerdeki haydut devletlere karşı dünyanın küreselleşmiş bölümünün bunları sorgulama ve dünya mahkemesi yapma gibi bir alternatifin yaratılması ve bu bölgelerde dünya için gerekli olan petrolün dünyanın ulaşabileceği ortak değerler olduğu ve bunun ancak Amerikan şirketleriyle dünyaya en iyi hizmet edebileceğini Amerikanın şirketlerinin inisiyatifinde olması içinde bu bölgelerin küreselleşmesi gerektiğini nasıl ki 1920 lerden sonra Sovyetler birliği 3. Enternasyonal ile komünizmi Sovyet dış politikası olarak küreselleşme ideolojisi olarak enternasyonalist uluslar ötesi milliyetçilik üstü bir ideoloji gibi sunarak dünyayı sosyalistleşmiş olan dünya Rusya ya entegre olup kurtulmuş bölge diye yorumlarken günümüzde de Amerikan ideologları Amerikanın bu küresel emperyal politikasının meşruiyet kazanabilmesi için küreselleşme ideolojisini Amerikan ideolojisi olarak almakta ve küreselleşmeyi ulus ötesi, din ötesi, kültürler ötesi modernleşme projesi olarak tüm dünyaya yayma çabasıdır.</p>
<p>Oysaki arkasındaki gerçek, Amerikan sistemi bir yüzyıl daha ayakta kalabilmesi için petrol sanayi üzerindeki egemenliğiyle kurmuş olduğu savaş sanayini hayata geçirmesi ve para sermayenin bunlarla bütünleşmesiyle yeni bir oligarşik küresel merkez olmasının yoludur. Bu ancak petrol yataklarının üzerindeki egemenliğinin pekiştirmesiyle mümkündür. Bu petrol yatakları üzerindeki egemenlik hem emperyal egemenliğinin hem de emperyalist devamlılığının zorunluluğudur. Ve bu sayede Hindistan, Çin, Japonya üzerine kurduğu hegomanyasını devam ettirebilme olanağına sahip olacaktır. Batıda ise Avrupa ve Rusya üzerinde hegomanyasını -bugün Putin in bozmasına karşın- ilerde tekrardan kendi inisiyatifine alacağı bir süreci yaratmak için kullanma noktasındadır. Urallar dan, Sibirya dan başlayan petrol yatakları ile Kafkasya ve Kazakistan güneye inerek Basra Körfezi ne, Basra Körfezinden Kuzey Afrika ya, Kuzey Afrika dan Nijerya ya ve oradan da Ant Dağları ndaki Venezüella ya doğru uzanan bu petrol yatakları üzerinde egemenlik kurmak bu yüzyılın Amerikan emperyal politikasının zorunluluğu olduğu gibi, dünya sisteminde Amerikan şirketlerinin ekonomik olarak egemenliğini sürdürebilmesi için bu petrol üzerinde emperyalist egemenliği yani ekonomik olarak bu petrol yataklarının kendi inisiyatifinde olması zorunluluğu bu günkü Amerikan politikalarını belirlemektedir. Dolayısıyla bu Amerikan politikalarını  Türkiye yi bölüyor, Türkiye yi bölmüyor, orayı destekliyor  diyen sığ bir bakış açısı ile değil İran ı dün destekleyen Amerika bugün İran la çatışıyor ama yarın İran en önemli müttefiki olacaktır. Türkiye yi sonuna kadar desteklediğini zannettiği 60 lı yıllardan sonra o yıllarda Türkiye yi bölme projeleri içinde yer alan Amerika bugün bir bombardımandan sonra Türkiye nin desteklemesi değil ana stratejisine giden adımları atan bir yapıyı oluşturmaktadır. Küresel jeopolitika ve emperyalizm, emperyal politikaların analiziyle ancak bugün Kuzey Irak taki bombardımanın temelleri ve geleceği görülebilir ve gerçeğe yakın kestirmeler yapılabilir.</p>
Posted in DÜNYA, DİN, ekonomi, genel kültür, siyaset, Uncategorized, İSLAM Tagged: kürt, türkkardeşlik <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/gelecekte.wordpress.com/215/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/gelecekte.wordpress.com/215/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/gelecekte.wordpress.com/215/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/gelecekte.wordpress.com/215/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/gelecekte.wordpress.com/215/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/gelecekte.wordpress.com/215/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/gelecekte.wordpress.com/215/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/gelecekte.wordpress.com/215/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/gelecekte.wordpress.com/215/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/gelecekte.wordpress.com/215/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gelecekte.wordpress.com&blog=5218525&post=215&subd=gelecekte&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gelecekte.wordpress.com/2008/11/27/yapmayin-kurt-kardeslerimizonlar-gidecek-biz-kardesler-kalacagiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/d413290d6f3005ee7d15b46e4c8638d9?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">gelecekte</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>