Gönderen: gelecekte | Ekim 28, 2008

CUMHURİYET GERÇEĞİ VE YALANCININ MUMU

 YARIN

29 Ekim ve Cumhuriyetimizin 85. Yıldönümü..

Bayramınız şimdiden kutlu olsun!

Bir kere şunu başlangıçta vurgulamak istiyorum ki, Cumhuriyet’in yol haritası, 19 Mayıs 1919 günü sonrasında, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının uğradıkları yerlere ve aldıkları kararlara göre çizilmemişti.

Cumhuriyet’in Yol Haritası,

Samsun’a hareketten çok önce vardı ve kesinleşmişti.

Mustafa Kemal,
köhneyen ve güç yitiren Osmanlı’nın yerine Türk Ulusu’nun kendi Devletini kurması planlarını genç yaşlarından itibaren yapmıştı. Hatta, sınıf arkadaşlarına şaka yollu olarak belli bakanlıkları ve kamu görevleri dağıttığını da hatıratlardan okuduk.

 

Arkadaşları, “Kemal, bizlere bu makamlara vereceksin de, sen nerede olacaksın?” diye sorduklarında, “Size bu görevleri verebileceğim makamda olacağım” yanıtını veriyor.

Ama en belirgin belge, Erzurum’da bir gece yarısı yapılan konuşmanın notlarıdır.

Mustafa Kemal,

beraberindeki yaveri Mahzar Müfit Kansu’ya seslenir:

“Yaz Mahzar bey; Hükümet şeklimiz Cumhuriyet olacaktır. Saltanat ve Hilafet
kaldırılacak, hakimiyeti milliyet tesis edilecektir..”

 

Mahzar Müfit bey, “Aman Paşam sabahın bu saatinde şaka yapmayın lütfen” der ve bu tarihi notlar yarıda kalır.

Ancak, Cumhuriyet ilan edildikten, Saltanat ve Hilafet kaldırıldıktan sonra, şapka devrimi için Kastamonu’ya giden Mustafa Kemal Paşa, dönüşünde Ulus semtinde büyük bir kalabalık tarafından alkışlarla karşılandığı sırada, eski TBMM binasının köşesinde ayakta duran Mahzar Müfit beye görünce arabasını durdurur ve pencereden sorar:

“Aç bakalım o notları mahzar Müfit bey, devrimlerin hangi maddesindeyiz?”
 

 

 

Dediğim gibi, Cumhuriyet’in Yol Haritası çok önceden çizilmişti. Ve harita adım, adım uygulanarak hayata geçirildi.

Cumhuriyetin en büyük temel taşı ise Laiklik ilkesi idi.

Tam Bağımsız, Ulusal Egemenliğe dayalı Çağdaş, Uygar ve Laik bir Cumhuriyet!
 

 

 

Cumhuriyet gerçeğinin mayası böyle karılmıştır.

Bu temel direklere yönelik her saldırı, Laik Cumhuriyet Devrimine karşı yapılan veya yapılacak olan Karşı Devrim’dir.

Büyük önder,kendi sağlığında da Karşı Devrim hareketleri ile karşılaşmıştı.

Karşı Devrimciler, suikastı bile göze almışlardı.

Ben inanıyorum ki, aralarında Milli Mücadeleyi birlikte yaptıkları en yakın arkadaşları bu suikastı biliyorlardı. Biliyorlardı, ama sonucuna göre tavır almayı bekliyorlardı.

Eğer o dönemin önde gelen isimlerinin hatıratlarını okursanız, bu görüşeme sizlerin de katılacağına yürekten inanıyorum.

Zaten tam da bu yüzden, Atatürk, Laik Cumhuriyet’i bur kurum veya kuruluşa veya toplumun güvendiği birisine emanet etmemiştir.. Tek güvencesi Türk Gençliğidir. Ki, “Cumhuriyet Orduları” diye hitap ettiği Türk Silahlı Kuvvetlerini de zaten bu gençliğin içende sayıyordu. Laik Türkiye Cumhuriyeti, Türk Gençliği’ne emanet edilmişti.

Karşı Devrim,
on yıllar içinde isyanlarla, ayrışmalarla uğraşmış, başaramamıştı.

 

Sonunda, Laik Cumhuriyetin tılsımını bulanlar, bu sağlam yapıyı nasıl yıpratacaklarını da biraz olsun keşfettiler.. Peki nasıl becerdiler?

Din istismarı ile, Tarikat ve Cemaat okulları ve yurtları ile, Türkiye’nin geleceğini oluşturan çocukların beyinlerini yıkamaya başladılar. Düşünen gençleri, düşünmeyen ve şartlandıran, mantıksız söylemleri tartışmanın önüne koyan bir ortam yarattılar.

İşte sonuç.. Korku İmparatorluğu yaratıldı, Şimdi gençler, “Atatürkçüyüm” demeye çekiniyorlar. Çünkü, eğer bunu derse, içeri alınacağından kuşku duyuyorlar.

“Ben Atatürkçüyüm”
diyemeyen gençler, nasıl olur da “Tam Bağımsız Türkiye” için yollara çıkarlar? Nasıl olur da, “Çağdaş, akılcı, uygar bir ulus devlet” talep ederler?

 

En önemlisi de niçin, “Laik ve demokratik Cumhuriyet” için nöbet beklerler?

Bu nöbetin gönüllü bekçileri sınırlarımızı korurken, işbirlikçilerin yalanları moralleri törpülüyor. Karşı Taraf boş durmuyor. Bir yandan içten, bir yandan dıştan yapılan tertiplerle milli morali zedelemeyi tırmandırıyorlar.

17 askerin şehit düştüğü Aktütün saldırısı sonrasındaki yaygaranın etkileri devam ediyor. Karşı Taraf medyasında yer alan insansız hava aracının tüm görüntüleri meğer Aktütün ile ilgili değilmiş. İyi ama milletin yüreğine kurt düştü bir kere..

Dün Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Işık Koşaner, saldırı ile ilgili olarak 2b Ordu Komutanlığının yaptığı araştırmanın tamamlandığını ve “olayda hem istihbarat zafiyetinin bulunmadığını, hem de bazı gazetelerde yer alan fotoğrafların da gerçek olayları yansıtmadığını, başka görüntüler olduğunu” en yetkili ağızdan duyurdu.

Meğer, yerlere mayın döşediği söylenen teröristler, TSK izniyle tarlalarını eken Iraklı köylüler imiş. Bunu hiç acımadan saklayıp nasıl böyle yalan haber verebiliyorlar Tanrım?

Işık Koşaner’in resmi açıklamalarından sonra ben de soruyorum Karşı Taraf’a:

“Yalanları gerçek gibi göstermek ve bunun üzerine haber yazıp TSK ile polemiğe girmek gazetecilik midir? Hiç mi mesleki görgünüz, ahlakınız yoktur? Bu yalanınızın bir gün ortaya çıkacağını, yalancı mumun yatsıya kadar yanacağını hiç düşünmediniz mi? Şimdi vicdanlarınız sızlamıyor mu?”
 

 

 

Pardon, vicdan ve cüzdan hikayelerini bir kenara bırakıyorum.

Susun yeter. Susun, yazmayın ve konuşmayın.

Çünkü sizin yaptıklarınız yüzünden hem beynim zonkluyor, hem midem bulanıyor.

Oysa ben, numarasız ve gerçekçi bir Laik Cumhuriyet sevdalısı olarak 85. yılımızı yine coşkuyla, yine özlem ve sevgiyle kutlamak istiyorum.

Türk Ulusu’nun Büyük Bayramı Kutlu  Olsun!

 İSMET SOLAK(GAZETEPORT)

 
 

 


Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: