Gönderen: gelecekte | Kasım 3, 2008

TÜRKİYE’DE BİLİM EVRİM TEORİSİYLE SAVUNULUR

EVRİM TEORİSİ

 

Evrim Teorisi Sitesi
Evrim Teorisi ile ilgili öğrenmek istediğiniz herşey burada
Makaleler (RSS) Yorumlar
İnsanlığın Göç Tarihi: DNA Çalışmaları Kıtalar Boyunca İnsanlığın Kökenlerinin İzini SürüyorKasım 1st, 2008 by Da Vinci No Comments Filed in Evrim Teorisi
Yazar: Gary StixÇeviri: Murat TatarKaynak: Scientific American
DNA, Afrika’dan ta Güney Amerika’nın ucuna kadar süren binlerce yıllık yolculuğun gayet net olan resmini biraz daha parlattı.
Usame Bin Ladin’in üvey kardeşi tarafından yönetilen bayındırlık şirketi, geçen yıl, Kızıl Deniz’in Hint Okyanusu’na çıkışı olan Babü’l Mendeb boğazı üzerine bir köprü kurmak istediğini açıkladı. Eğer bu iddialı proje gerçekleştirilecek olursa, Mekke’ye gidiş yolculuğunda dünyanın en uzun köprülerinden birini geçen Afrikalı kalabalık hacı toplulukları, insanlık tarihindeki en unutulmaz yolculuğun muhtemel rotasının yüzlerce fit üzerinden geçecekler. Elli veya altmış bin yıl önce, Afrikalı küçük bir topluluk – birkaç yüz, en fazla birkaç bin kişi – aynı boğazı küçük kayıklarla geçti, hem de hiç dönmemek üzere.
Doğu Afrika’daki vatanlarını terk etmelerinin sebebi tam olarak anlaşılamamıştır. Belki iklim değişti, veya bir zamanlar bol olan su kabukluları stokları tükendi. Fakat bazı şeyler gayet belirgin. Afrika’dan ilk çıkanlar, tam anlamıyla modern insanları tanımlayan fiziksel ve davranışsal özellikleri de – büyük beyinler ve dil yeteneği gibi – kendileriyle birlikte getirdiler. Asya kıtasında şimdi Yemen olan yerdeki çadırlarından, kıtalara yayılan ve köprüler kuran ve onca yolu aşıp Güney Amerika’nın en ucundaki Tierra del Fuego’ya kadar ulaşan on binlerce yıllık bir yolculuğa çıktılar.
Bilim insanları, elbette, bu gezilere, fosilleşmiş kemikler veya koleksiyonlarda zahmetlice saklanan ve gizlenen mızrak uçları sayesinde bir hayli nüfus ettiler. Fakat antik-elden düşmeler, genelde bu uzak tarihin tam bir resmini veremeyecek kadar azdır. Geçen 20 yıl içinde, toplum genetikçiler, modern insanların ilk göçlerinden kalma bir genetik galeta unu izini şekillendirerek paleoantropolojik kayıtlardaki boşlukları doldurmaya başladılar.
Read the rest of this entry »
Araştırma, genetik kaynaklı insan hastalıklarının antik bir evrimsel miras olduğunu öne sürüyorEkim 27th, 2008 by admin No Comments Filed in Evrim Teorisi
Çeviri: Murat TatarKaynak: ScienceDaily
ScienceDaily (19 Ekim 2008). Plön’deki Max Planck Evrimsel Biyoloji Enstitüsü’nden Tomislav Domazet-Lošo ve Diethard Tautz, hastalıkları da başlatabilen çok sayıda genin oluşum zamanını sistematik bir şekilde incelediler. Çalışmaları, ilk defa, bu genlerin büyük bir çoğunluğunun ilk hücrelerin kökeninde zaten çoktan var olduğunu gösteriyor.
Özellikle birçok genetik sebepten oluşan hastalıklarda rol alan genlerin daha fazlasının ortaya çıkarılabilmesi için araştırma hızlandırıldı. Ayrıca, araştırma sonuçları genlerin –hastalık başlangıçlarına sebep olanlar- fonksiyonlarında temel bağlantıların bulunabileceğini onaylıyor, ayrıca bunlar model organizmalarda da bulunabilir (Moleküler Biyoloji ve Evrim).
İnsan genetik kodunu çözen İnsan Genomu Projesi, mutasyona uğradığı takdirde, insan genetik hastalıklarında rol alan binlerce gen açığa çıkardı. Diğer birçok organizmanın genomu paralel bir şekilde çözülmüştü. Şimdi, bu, hastalıklarla ilişkili genlerin evriminin sistematik bir şekilde çalışılmasını sağlıyor.
Read the rest of this entry »
Tags: ,
Bilim ve YaratılışçılıkEylül 28th, 2008 by admin No Comments Filed in Bilim, Evrim Teorisi, Yaratılışçılık
Aşağıdaki arayüzden takip etmekte zorlananlar Türkiye Bilimler Akademisi’nın sitesinden pdf dosyasını bilgisayarlarına indirebilirler. İndirmek için buraya tıklayın. Eğer dosyayı bilgisayarınıza indirmeden daha büyük şekilde görmek istiyorsanız buraya bakabilirsiniz.
Bilim ve Yaratılışçılık – Amerikan Ulusal Bilimler Akademisinin GörüşüUpload a Document to Scribd
Tags: , ,
Zehirli Yılanlar, Kaygan Yılanbalıkları ve Harun YahyaEylül 27th, 2008 by admin 2 Comments Filed in Yaratılışçılık
2006 yılında, Müslüman Türk apolojist Harun Yahya tarafından yazılmış, Atlas of Creation isimli kitabı, sipariş vermemiş olmasına rağmen, tamamen ücretsiz olarak posta kutusunda bulan dünya çapında onbinlerce bilim adamından biri oldum. Onbir dilde yayımlanan kitabın tezi, evrimin yalan olduğu. Ana “kanıt”, her biri günümüzdeki karşılıkları eşliğinde sayfa sayfa sunulmuş, fosilin zamanından beri hiç değişmediği söylenen hayvan fosillerinin güzel fotoğraflarından oluşuyor. Kitap büyük, 700 sayfadan fazla, renkli, kuşe kağida basılı, gösteriş yapmak için kahve masası üzerine koyulacak cinsten. Böyle bir kitabı üretmenin maliyeti fazlasıyla yüksek olsa gerek, ve insan kendini bunun bunca dilde ve bu kadar fazla nüsha halinde üretimi ve dağıtımı için harcanan paranın nereden geldiğini merak etmeden edemiyor.
Kitabın bütün anafikrinin günümüz hayvanlarıyla fosilleşmiş karşılıklarının güya benzerliği üzerine dayandığı düşünüldüğünde, kitabı rasgele karıştırırken 468. sayfanın, biri günümüz, biri de fosilleşmiş “yılanbalığı”na ayrıldığını görmek beni eğlendirdi. Resmin açıklaması diyor ki:
Anguilloformes takımı içinde 400′den fazla yılanbalığı türü bulunmaktadır. Milyonlarca yıldır hiçbir değişim geçirmemiş olmaları, evrim teorisinin geçersizliğini bir kez daha ispatlamaktadır.
Gösterilen yılanbalığı fosili gayet tabii gerçek bir yılanbalığı olabilir, bilemiyorum. Fakat şüphesiz, Yahya’nın çizdiği (solda) günümüz “yılanbalığı” bir yılanbalığı değil, muhtemelen çok zehirli Laticauda cinsinden bir denizyılanıdır (bir yılanbalığı tabii ki hicbir şekilde bir yılan değil, teleost bir balıktır). Kitabı bu tip benzer kusurlar için taramadım. Fakat bunun neredeyse açıp baktığım ilk sayfa olduğu düşünüldüğünde, kitabın ana tezi olan günümüz hayvanlarının fosil karşılıklarının zamanından beri hiç değişmediği savının ne değeri kalır ki?
Sırası gelmişken belirteyim; Mayıs 2008′de, gerçek adı Adnan Oktar olan Harun Yahya, bir Türk mahkemesinde “şahsi menfaat için yasadışı örgüt kurmaktan” üç yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.
Read the rest of this entry »
Tags: , ,
Adem ile Havva’nın uzun yürüyüşüEylül 25th, 2008 by admin 1 Comment Filed in Evrim Teorisi
[Bu yazı dizisi Bilim ve Gelecek dergisinin Şubat 2008 tarihli 48. sayısında yayımlanmıştır.]
Kapak dosyamız, www.bradshawfoundation.com/journey adresli internet sitesine dayanıyor. Siteyi hazırlayan ve metinleri yazan bilim insanı Stephen Oppenheimer. Sitedeki düzeni biz de yayınımızda temel aldık. Homo sapiens’in dünyaya yayılım sürecinin kritik dönemeçlerini yansıtan ayrı ayrı bölümlerden oluşuyor dosyamız. Ama toplamda genel tablo ortaya çıkıyor. Metinleri arkadaşlarımız Zeynep Yılmaz, Murat Şentürk, Elif Dastarlı, Murat Çınar, Uğur Aksu, Nazan Mahsereci, Ali Doğan Yıldırım ve Baha Okar Türkçeleştirdi. Metinler popüler bir dille yazılmış olmasına karşın bazı teknik bölümler de içeriyordu. Bazı çeviri hatalarımız olabilir; okurlarımızın uyarılarını bekliyoruz.
Bir parçası olduğumuz bu uzun yürüyüşü izlemeye başlayabilirsiniz:
İnsanın tarihini anlamanın yeni ve kesin yolu: Genlerimize bakmak
Mitokondriyal DNA: Havva geni
Y kromozomu: Adem geni Buzul-buzul arası döngüler
Afrika’dan ilk çıkış
Toba dağı volkanik süper-patlaması
Avrupalıların kökeni
Orta Asya’ya dört yol
Yeni Dünya’ya giriş
Buzul Çağı’nın sığınma bölgeleri
Yolculuğun sonuna doğru: Toplayıcılıktan çiftçiliğe
İnsanın tarihini anlamanın yeni ve kesin yolu: Genlerimize bakmak
Hücrelerimizde genler bulunur. Genler, tırnaklarımızdan piyano çalma yeteneğimize kadar kim olduğumuzu belirleyen şerit benzeri bir hayat kodundan, DNA’dan oluşur. Genleri inceleyerek, atalarımızın izledikleri coğrafik yolun başlangıcının Afrika’ya, türlerimizin şafağına kadar uzandığını görebiliriz. Sonra iki kişiyi ele alıp genlerini karşılaştırdığımızda, onların daha yakın zamanlı muhtemelen Afrika’nın dışında yaşamış bir ortak ataya sahip olduğunu görebiliriz. Dahası, artık bu ataların nerede yaşadıkları ve anayurtlarını ne zaman terk ettikleri de kanıtlanabilir. Bu dikkate değer kanıtlar, birçok insanın çığır açan çalışmalarının sonucu olarak, sadece geçtiğimiz on yılda mümkün olabilmiştir.
İçimizden birçoğu bir zaman makinesi icat edip atalarımızın yaşadıkları zamana yolculuk yaptığımızda neler bulabileceğimizi merak etmiştir. Bu makine bizi nereye götürecekti? Kendimizi herhangi bir ünlü ve saygıdeğer insanla uzaktan akraba bulabilecek miydik? İlk insanlara ulaşmak için kaç kuşak geçmemiz gerekecekti? Darwin’in iddia ettiği gibi soyağacımız maymunlara ve onun da ötesinde solucanlara ve tekhücreli varlıklara mı uzanıyordu? Okuldaki biyoloji derslerinden bunun böyle olması gerektiğini biliyoruz, ama tıpkı öldükten sonra ne olacağımız konusu gibi, bu konuyu da tam anlamıyla kavramak güç.
Teknolojik gelişmelerde atılan adımlara o kadar alıştık ki, her yeni adımda kafamızdaki acaba soruları azalıyor. Çok yakın bir tarihe kadar, genetik bilimciler, bizim dünyayı nasıl fethettiğimizin ayrıntılı tarihini çizmek için genlerden faydalanmayı ancak rüyalarında görebilirlerdi. Onların kötümser olmalarının nedeni, inceledikleri genlerin büyük kısmının her kuşakta birbirine karışması ve toplumların çoğunda ortak olarak görülmesiydi. Onların görevleri daha önce oynanmış bir iskambil oyununu, karıştırıldıktan sonraki haliyle bir kâğıt destesinden yeniden yaratmaya çalışmaktı. Dolayısıyla değil türlerimizin başladığı zamana, birkaç yüzyıl öncesine giden bir genetik soyağacını doğru bir şekilde çıkarmak bile neredeyse imkânsızdı. İnsanların çoğu derilerinin altında birbirine çok benziyordu, o zaman nereden başlanabilirdi?
Read the rest of this entry »
Tags: , , , , , , , , ,
Prof. Kenneth Miller’ın Akıllı Tasarımın Çöküşü Başlıklı KonferansıEylül 20th, 2008 by admin No Comments Filed in Akıllı Tasarım, Evrim Teorisi, Yaratılışçılık
Profesör Kenneth Miller’ın Akıllı Tasarım hakkında verdiği konferansı Türkçe altyazı ile sunuyoruz. 117 dakikalık bu videonun evrim teorisi ve “akıllı tasarım” tartışmalarına ilgi duyanlarca keyifle izleneceğini tahmin ediyorum:
Tags: , , , ,
Gözün indirgenemez komplekslikteki yapısı evrimle açıklanamaz mı?Temmuz 26th, 2008 by admin No Comments Filed in Akıllı Tasarım, Evrim Teorisi, Yaratılışçılık
Yaratılışçıların ve onların yeni versiyonları olan Akıllı Tasarımcıların bugün aslında bütün söylemleri bu temel teze dayanıyor. Bu teze göre, canlılar, özellikle de insan, akıl almaz bir mükemmellik ve olağanüstü bir karmaşık-kompleks yapı sergiler. Hücreden DNA’ya, savunma sisteminden beyne, atomun yapısından gözlere ve kulaklara, doğadaki her yapıda, her yerde olağanüstü bir ahenk, mükemmel bir işleyiş ve gelişkin bir düzen vardır. Böylesine karmaşık ama gelişkin bir yapı mutasyonlarla, evrimsel değişiklerle oluşturulamaz; ancak doğaüstü ilahi bir güç tarafından yaratılmış; Akıllı Tasarımcılara göre de üstün bir zekâ tarafından tasarımlanmış olmalıdır.
Bu temel noktayı somutlayan ana tezleri de Akıllı Tasarımcı teorisyenlerden ABD’li biyokimyacı Michael Behe tarafından ortaya atılan ve adına “indirgenemez mükemmellik” ya da “indirgenemez karmaşıklık” denilen tezdir. Aslında bu tez Michael Behe tarafından değil, 250 yıl önce, 1750′de, Barbados’taki St. Lucy Papazı Griffith Hughes tarafından, Barbados’un Doğal Tarihi adlı kitapta ortaya atılmıştır. Behe’nin yaptığı sadece, bu eski tezi alıp biraz süsledikten sonra yeni isim vererek piyasaya sürmek oldu. Bu teze göre, canlılardaki mükemmel düzen tam da olması gereken biçim ve ölçüdedir; ne bir fazla, ne de bir eksiktir. Bu yapının bir parçası dahi eksik ya da bozuk olsa, söz konusu mükemmel yapı çalışamaz.
Read the rest of this entry »
Tags: , , , , , , ,
Kambriyen patlaması yaratılışı destekler mi?Temmuz 26th, 2008 by admin No Comments Filed in Evrim Teorisi, Yaratılışçılık
Bütün fosil kayıtları, canlı türlerinin, çok uzun bir sessizlik döneminden sonra, Kambriyen Dönemi denilen ve 542-488 milyon yıl öncesi arasını kapsayan bir zaman diliminin, özellikle de 542-530 milyon yıl öncesine denk gelen döneminde, ani bir sıçrama ya da patlama yaparak çeşitlendiklerini; daha önceleri çok uzun süre boyunca dünyada tek hücreliler hakimken, bu dönemde birden çok sayıda çok hücreli farklı türün ortaya çıktıgını gösteriyor. Yaratılışçılar, eger evrim dogruysa, degişik canlı türleri Kambriyen’den önce de olmalıydı diyerek, Kambriyen Dönemi’nin Evrim Kuramının degil, canlıların tümünü bir kerede yaratıldıklarını anlatan Yaratılışı dogruladıgını ima ediyorlar. Ama yaşam, Kambriyen döneminden önce başlamış olsaydı, o dönemden önce hiç bir canlının olmaması gerekirdi.
Read the rest of this entry »
Tags: , , , ,
Termodinamiğin İkinci Yasası, Evrim Teorisini geçersiz kılıyor mu?Temmuz 26th, 2008 by admin No Comments Filed in Evrim Teorisi, Yaratılışçılık
19. yüzyıldaki Sanayi Devrimi çağında, ısı makinelerinin verimini arttırma çabalarının ürünü olarak ortaya çıkan termodinamik bilimi, tümdengelimci kuruluşu ile doğadaki olayların ve süreçlerin olabilirlik koşullarını kimi yasalarla belirlemektedir. Bu bilim alanının İkinci Yasasıyla fiziğe getirdiği kavramlardan biri de, çevresiyle enerji alışverişi yapmayan, yalıtılmış sistemlerde yürüyen olaylarda her zaman artacağı kuralı getirilen ve enerjinin değersizleşme derecesini veren bir fonksiyon olarak tanımlanabilecek “entropi” kavramıdır.
Kendiliğinden yürüyen olaylarda entropi artar ve sistem dengeye ulaşınca en büyük değerini alır. Yaratılışçıların göz ardı ettikleri nokta, dünyanın yalıtılmış bir sistem olmadığıdır. Yeryüzü, güneşten sürekli enerji aldığı için açık bir sistemdir. Açık sistemlerde enerji ve entropinin değişme süreçleri yalıtık sistemlerdeki gibi değildir. Açık sistemde metabolizma sürecine sürekli olarak enerji girmesi, düzenliliğin ya da örgütlenmenin bir ölçüsü olan negentropiyi ya da negatif enerjiyi arttırır. Böylece entropi artışı, negentropi artışı ile karşılanabilir ve denge durumunda entropi değişmez olur. Dolayısıyla canlıların karmaşık moleküler oluşumu ile bölgesel entropi azalmaları göstermesi, termodinamiğe aykırı değildir. Ancak, tüm Güneş Sistemi incelenecek termodinamik sistem olarak seçilirse -ki o da evrenin geri kalanından yalıtılmış değildir- net entropi artışı söz konusu olabilir. Kaldı ki, geçen yüzyılın sonunda geliştirilen ve maddenin atomlu yapısını göz önüne alan istatistik termodinamik, çok sayıda parçacık içeren sistemlerde denge konumu çevresinde dalgalanmalar olacağını ve yerel entropi azalmaları görülebileceğini kanıtlamıştır.
Doç. Dr. Osman Gürel
[Bu yazı Doç. Dr. Osman Gürel’in Yaşamın Kökeni adlı kitabından alınmış ve Bilim ve Gelecek dergisinin Nisan 2007 tarihli 38. sayısında yayımlanmıştır.]
Tags: , , , ,
Türler arası geçiş formları yok mu?Temmuz 26th, 2008 by admin No Comments Filed in Evrim Teorisi, Yaratılışçılık
İddia: “Evrim Kuramına göre, yüzlerce ara geçiş formu fosilinin olması gerekir. Eksiksiz ve kompleks özellikleriyle 250 bin türün mükemmel şekilde korunmuş fosili bulunmuş; ara geçiş formuna asla rastlanmamıştır. Evrimciler kendi sınıfladıkları hayvan türleri arasında bir geçiş gösterememektedir. Balıklardan amfibiyenlere, amfibiyenlerden sürüngenlere, sürüngenlerden memelilere ya da kuşlara geçişi gösteren herhangi bir ara geçiş formu yoktur. Bu nedenle evrim geçersizdir; evrim kendi kendine olamaz, balıklar, sürüngenler, memeliler, kuşlar bir anda Tanrı tarafından belli bir tasarımla yaratılmışlardır.” (Harun Yahya, Yaratılış Atlası 1, s.613; Yaratılış Atlası 2, s.24, 28)
Yanıt: Yaratılışçıların bu iddialarının hiçbiri bilimsel olarak geçerli değildir. Çünkü pek çok geçiş fosili bulunduğu gibi, pek çok geçiş canlısı da mevcuttur. Yaratılışçılar, geçiş türleri hakkında son derece önyargılı ve cahilce davranmakta; işlerine gelmeyen bilgiyi de her zaman olduğu gibi çarpıtmaktadır. Öncelikle şunu belirtmekte yarar var: Geçiş türleri veya fosillerini bulamasaydık da, bu Evrim Kuramını geçersiz kılmazdı. Bugün Coelacanth gibi, Archaeopteryx gibi, Icthyostega gibi, Seymouria gibi geçiş fosillerine rastlıyorsak, bu sadece şanslı olmamızdan dolayıdır.
Evrim Kuramı, fosilleşme olasılığı hakkında hiçbir şey söylemez. Fosilleşme olasılığı, fosilleşme süreci ile uğraşan bilim insanlarının ve jeologların üzerinde yorum yapacakları bir iştir ve bu yorum da, fosilleşme olasılığının genellikle çok düşük olduğu şeklindedir.
Read the rest of this entry »
Tags: , , , ,
Birbirlerinin atası olan türler nasıl bir arada yaşayabilir?Temmuz 26th, 2008 by admin No Comments Filed in Evrim Teorisi, Yaratılışçılık
İddia: “Farklı türler arasında bir soyağacı olmadığını gösteren bir bulgu da, birbirlerinin atası olarak gösterilen türlerin aynı anda ve bir arada yaşamış olmasıdır! Eğer evrimcilerin iddia ettiği gibi Australopithecuslar zamanla Homo habilis’e, onlar da zamanla Homo erectus’a dönüşmüş olsalardı, bu türlerin yaşadıkları dönemlerin de birbirini izlemesi gerekirdi. Oysa aksine, böyle bir kronolojik sıralama yoktur.” (Harun Yahya, Yaratılış Atlası 1, s.650)
Yanıt: Bu iddia son derece gerçekdışı ve modern paleontoloji, genetik, evrimsel ve istatistiksel genetik bulgular ve yaklaşımlar göz önüne alınırsa, oldukça çocukça ve saçma. Evrim Kuramının can alıcı noktası, Darwin’de ve Darwin’den bu yana daha da açık olarak anlaşılan biçimde, bir türe ait bireylerin doğal seçilimle evrimleşirken-türleşirken ait oldukları populasyondaki bir oransal bölümü temsil etmeleridir; başka deyişle, türün populasyonlarının sahip olduğu genetik değişkenliğin çevresel değişime uygun bir bölümü dolayısıyla, bunları taşıyan bireyler doğal seçilime uğrar. Böylece -doğada sıkça örneklerinin görüldüğü gibi- coğrafi bir yalıtım söz konusu olduğunda da -seçilerek farklılaşan bireyleri genetik açıdan tekrar eski hale getirecek gen akışı kısıtlandığından- yalıtılmış bölgedeki ekolojik koşullar ölçüsünde doğal seçilime uğrayan bireyler farklı türlere evrimleşebilir ve bu durum doğal seçilimle türleşme adını alır. Gen akışı önemli sayılabilecek düzeyde de olsa, hatta -simpatrik türleşme adı verilen bir farklılaşmada olduğu gibi- ayrılan bireyler arasında coğrafi engeller de olmasa, yüksek adaptasyon sağlayabilecek genetik değişkenliğe sahip bireyler hızla farklılaşarak farklı türler haline gelebilmektedir. Türleşmenin bir başka çeşidinde ana etken genetik sürüklenmedir ve bir türe ait populasyonların daha küçük populasyonlara ayrılmasıyla genetik olarak faklılaşmasını öngörür. Genetik sürüklenme ardından genellikle doğal seçilimin işleyişiyle türleşmeye varan bu süreç, istatistiksel örneklem hatasına benzetilebilecek rastlantısal nitelikte bir süreçtir.
Read the rest of this entry »
Tags: , , ,
Canlılar milyonlarca yıldır değişmiyor mu?Temmuz 26th, 2008 by admin No Comments Filed in Evrim Teorisi, Yaratılışçılık
Sadece paleontolojinin (fosilbilim) değil, birçok bilim dalının gösterdiği gibi canlılar milyonlarca yıldır sürekli değişiyor. Değişen sadece canlılar değil, gezegenimiz tümden değişim halinde. Kıtalar hareket ediyor, depremler oluyor, yanardağlar patlıyor, magmalar çıkıyor; akarsular karaları aşındırıyor, okyanusların yüksek enerjili dev dalgaları kıyıları dövüyor, aşındırıyor; bunun sonucunda kıyılar değişiyor. Jeolojik zamanlardaki kayıtlara bakıyorsunuz, bir gün deniz olan yer, bir zaman sonra dağ olmuş; akarsular ovaları doldurmuş, bir fay geçmiş ovanın altında, kırılmış, ovada göl oluşturmuş vs. Dünya dinamiktir.
Prof. Dr. Mehmet SakınçİTÜ Avrasya Yerbilimleri Enstitüsü
Sadece paleontolojinin (fosilbilim) değil, birçok bilim dalının gösterdiği gibi canlılar milyonlarca yıldır sürekli değişiyor. Değişen sadece canlılar değil, gezegenimiz tümden değişim halinde. Kıtalar hareket ediyor, depremler oluyor, yanardağlar patlıyor, magmalar çıkıyor; akarsular karaları aşındırıyor, okyanusların yüksek enerjili dev dalgaları kıyıları dövüyor, aşındırıyor; bunun sonucunda kıyılar değişiyor. Jeolojik zamanlardaki kayıtlara bakıyorsunuz, bir gün deniz olan yer, bir zaman sonra dağ olmuş; akarsular ovaları doldurmuş, bir fay geçmiş ovanın altında, kırılmış, ovada göl oluşturmuş vs. Dünya dinamiktir. Dünyanın jeolojik evrimi, canlılığın evrimiyle yan yana ve iç içe yürür. Biyolojik evrimde en büyük değişimleri sağlayanlar, kıtaların hareketleri ve coğrafi izolasyonlar gibi çevresel değişimlerdir. Bu dinamikliğin içinde, her şeyi hareketsiz kılarsanız; hiçbir şeyi anlayamazsınız. Bu hareketliliği zaman boyutu içinde düşünürseniz, o zaman değişimi anlamanız mümkün olabilir.
Read the rest of this entry »
Tags: , , , ,
‘Evrim Aldatmacası’ndan ‘Yaratılış Atlası’na Mantıksızlıklar silsilesiTemmuz 26th, 2008 by admin No Comments Filed in Bilim, Evrim Teorisi, Yaratılışçılık
Yoktan yaratma, bilim dünyasının kavramı değildir. Bilimsel açıklamalar, maddenin ve enerjinin yoktan var, vardan yok edilemeyecekleri varsayımlarına dayandırılır. “Bilimsel Yaratılışçılık”, bir düşünsel ucubedir. Evrim kuramının gerçeği yansıtmadığı yolundaki savlar bundan elli yıl önce kulağa hoş gelebilirdi. Artık çok geç. Biyoteknoloji uygulamalarıyla birlikte, evrim artık “kuram” sayılmaktan çıkmış bir olgu konumuna yükselmiştir.
Doç. Dr. Alâeddin Şenel
EVRİM ALDATMACASI MI, DEVRİN ALDATMACASI MI?
Bugünlerde bir kitap ortalıkta “hayalet” gibi dolaşıyor: Evrim Aldatmacası (Evrim Teorisinin Bilimsel Çöküşü ve Teorinin İdeolojik Arka Planı). “Kendini” kentten kente, caddeden caddeye “atıyor” (1). Nereden çıktı? (Vural Yayıncılık, İstanbul); Ne zaman çıktı? (hiçbir yerinde basım tarihi yok); Kim yazdı? (önkapakta “Harun Yahya” diyor; arkakapakta açıklanıyor: “Harun Yahya müstear ismini kullanan yazar… ayrıca Cavit Yalçın müstear ismini de kullanmaktadır” -ne açıklama ama); Kim çıkardı? (içinden, gerisinde Bilim Araştırma Vakfı’nın bulunduğu anlaşılıyor; ya onun gerisinde kimler var; kimlerce destekleniyor o karanlık); Çıkaranların amacı ne? (kitaba karşı, evrime sahip çıkanları “yaradan”a inanmıyor diye gösterip, dar-ül harb’de içteki imansızlara cihat açmak mı?) (2).
Read the rest of this entry »
Tags: , ,
At, evrimi en iyi bilinen türlerden biridirTemmuz 26th, 2008 by admin 1 Comment Filed in Evrim Teorisi, Yaratılışçılık
Fosiller, bize atın evriminin çok karışık bir yol izlediğini ve kökeninin milyonlarca yıl öncesine, Eosen’e kadar uzandığını göstermektedir. Özellikle Kuzey Amerika’da bol miktarda bulunan fosiller, atların buradan türediğini, daha sonra Asya’ya geçtiğini, Amerika’da kalanların Pleistosen’de salgın bir hastalık nedeniyle ortadan kalktığını kanıtlamaktadır. Bugün Amerika’da yaşayan atlar daha sonra Avrupa’dan getirilen atlardan üretilmiştir.
Prof. Dr. Ali DemirsoyHacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü
Fosiller, bize atın evriminin çok karışık bir yol izlediğini ve kökeninin milyonlarca yıl öncesine, Eosen’e kadar uzandığını göstermektedir. Özellikle Kuzey Amerika’da bol miktarda bulunan fosiller, atların buradan türediğini, daha sonra Asya’ya geçtiğini, Amerika’da kalanların Pleistosen’de salgın bir hastalık nedeniyle ortadan kalktığını kanıtlamaktadır. Bugün Amerika’da yaşayan atlar daha sonra Avrupa’dan getirilen atlardan üretilmiştir.
Fosillerin incelenmesinden anlaşıldığı kadarıyla, atın evriminde belirli bir yol izlenmiş; fakat bu yolda birçok dallanmalar ortaya çıkmıştır. Bu yan dalların birçoğu doğal seçme ile ortadan kaldırılmıştır. Atın evriminde birinci derecede üyelerin ve dişlerin, aynı zamanda vücut büyüklüğünün değiştiğini görüyoruz.
Read the rest of this entry »
Tags: , ,
Harun Yahya’nın böcekleriTemmuz 26th, 2008 by admin 1 Comment Filed in Yaratılışçılık
Harun Yahya’nın canlıları sınıflandırması Aristoteles döneminden kalma. Harun Yahya için bilimsel sınıflandırma metotlarının hiçbir önemi yok. Öte yandan Atlaslarda kaba hatalar ve çarpıtmalar da var. Böcek dedikleri böcek değil. Familyalar birbirine karıştırılmış. Hayat döngülerinde pupa aşaması olmayan canlıların pupalarından söz ediliyor. İşte bu tür örneklerden bir demet.
B. Mehmet Özer
Canlıların sınıflandırılmasına dair en eski çalışma, Yunanlı filozof Aristoteles tarafından yapılmıştır. Aristoteles, günümüzden yaklaşık 2300 yıl önce yaptığı sınıflandırmada canlıları yaşam ortamlarına göre (havada, karada ve suda yaşayanlar) gruplandırmıştır. O gün için bu sınıflandırma, ilerici bir özellik taşıyordu. Canlıları “benzer” özelliklerine göre sınıflandırarak onları daha sistemli bir şekilde incelemeyi amaçlıyorlardı.
Aristoteles’ten sonra da birçok filozof ya da doğa bilimci canlıları sınıflandırdı. Bu sınıflandırmalarda canlıların çeşitli “benzerlikleri”nden yararlandılar. Kimi yaşam alanlarına, kimi beslenme özelliklerine, kimi de biçimsel (morfolojik) özelliklerine göre sınıflandırdı canlıları. Ancak modern sınıflandırma, biraz önce söz ettiğimiz “görünen” niteliklerin ötesinde gen dizilimleri gibi “görünmeyen” nitelikleri kullanmaktadır. Çünkü yaşam alanları ve beslenme özellikleri bir yana morfolojik özellikler dahi canlıların sınıflandırılmasında yanıltıcı olabilir. Örneğin, bazı canlılarda erkeklerle dişiler arasında morfolojik olarak o kadar büyük fark vardır ki bu canlıların erkek ve dişileri uzun süre biyologlar tarafından farklı türler zannedilmişlerdir. Diğer yandan, sibling (kardeş) türler birbirlerine morfolojik olarak oldukça benzemelerine rağmen farklı türlerdir.
Read the rest of this entry »
Tags: , ,
Ernst Haeckel’in embriyo çizimleri üzerine Yaratılışçı çarpıtmalarTemmuz 26th, 2008 by admin 1 Comment Filed in Charles Darwin, Evrim Teorisi, Yaratılışçılık
Bir grup bilimci, bilgi birikimine katkı sağlamak için emek sarf ediyor ve birtakım bulgular ortaya koyuyor. Fakat bu sonuçlar, bilgi üretmeyen, bilim asalağı durumundaki Yaratılışçılar tarafından, Darwin ve Evrim Kuramını karalamak için sömürülüyor. Araştırmacılar sonunda, bilim dünyasında görmeye pek alışık olmadığımız bir şekilde, çalışmalarının Yaratılışçılar tarafından çarpıtıldığını, Ernst Haeckel’in kimi çalışmalarının bilimsel gerçeklere uymasa da, konuya genel bakışının doğru olduğunu ve embriyoloji biliminin Darwin’in çalışmaları ve Evrim Kuramıyla tam bir uyum içinde bulunduğunu dünyaya duyurmak zorunda kalıyor.
Prof. Dr. Haluk ErtanİÜ Fen Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik BölümüBiyologlar Derneği İstanbul Şubesi
Bir grup bilimci, bilgi birikimine katkı sağlamak için emek sarf ediyor ve birtakım bulgular ortaya koyuyor. Fakat bu sonuçlar, bilgi üretmeyen, bilim asalağı durumundaki Yaratılışçılar tarafından, Darwin ve Evrim Kuramını karalamak için sömürülüyor. Araştırmacılar sonunda, bilim dünyasında görmeye pek alışık olmadığımız bir şekilde, çalışmalarının Yaratılışçılar tarafından çarpıtıldığını, Ernst Haeckel’in kimi çalışmalarının bilimsel gerçeklere uymasa da, konuya genel bakışının doğru olduğunu ve embriyoloji biliminin Darwin’in çalışmaları ve Evrim Kuramıyla tam bir uyum içinde bulunduğunu dünyaya duyurmak zorunda kalıyor.
Yaratılışçıların propaganda dokümanlarına baktığımda aklıma hep, çöl yaşamının güçlü ve mağrur hayvanı deveye atfedilen ve çoğumuzun bildiği küçük öykü gelir. Hani, “Boynun neden eğri?” diye sorulduğunda, onun “Nerem doğru ki!” dediği öykü.
Yaratılışçıların iddialarıyla ilgili hangi konuya el atılsa, içinden mutlaka bir bit yeniğinin çıkması, artık çocukların dahi fark ettiği sıradan bir gerçek haline gelmiş vaziyette.
Bu bağlamda Türk halkının aydınlanma mücadelesine katkı amacıyla, Yaratılışçıların bir çarpıtmasını daha insanımızın bilgisine sunmak istiyorum:
Read the rest of this entry »
Tags: , , ,
Evrimsel Biyolojiye GirişTemmuz 25th, 2008 by admin No Comments Filed in Evrim Teorisi

I. Evrimsel Biyolojiye Giriş
A. Evrim Nedir?B. Evrimle İlgili Genel Yanlış AnlamalarC. Genetik Çeşitlenme
II. Soy İçi Evrim
A. Genetik Çeşitlenmeyi Azaltan Mekanizmalar
1. Doğal Seçilim2. Seçilimle İlgili Genel Yanlış Anlaşılmalar3. Cinsel Seçilim4. Genetik Sürüklenme
B. Genetik Çeşitlenmeyi Artıran Mekanizmalar
1. Mutasyon
i. Mutant Alellerin Kaderiii. Nötr Alelleriii. Zararlı Alelleriv. Yararlı Aleller
2. Rekombinasyon3. Gen Akışı
C. Soy İçi Evrimin Özeti
III. Evrim Kuramının Gelişimi
A. Genetiğin Evrim Kuramına Katılması
IV. Soylar Arası Evrim
A. Makroevrimin ŞemasıB. Ortak Ata ve Makroevrime KanıtC. Makroevrimin Mekanizmaları
1. Türleşme – Biyolojik Farklılaşmanın Artması
i. Türleşme Biçimleriii. Gözlemlenmiş Türleşme
2. Yok Olma – Biyolojik Farklılığın Azalması
i. Sıradan Yok Olmaii. Kitlesel Yok Olma
3. Sıçralamalı Evrim
V. Yaşamın Kısa TarihiVI. Evrimin Bilimsel Duruşu ve EleştirisiVII. Evrimin Biyolojideki Önemi
Evrim Nedir?
Evrimle ilgili yanlış anlaşılmalar bütün olarak evrim ve biyoloji çalışmalarına zarar veriyor. Bilime yönelik genel bir ilgisi olan insanlar kendisine yüklenen popüler bilim saçmalıklarını gördükten sonra evrimi hafif bilim olarak gözardı edebiliyorlar. Hafif bilim olma izlenimi alakasız alanlardaki biyologların evrim hakkında kamu oyuna yönelik spekülasyon yapmalarıyla pekiştiriliyor.
Bu evrimsel biyolojiye basit bir giriş. Evrim teorisinin temel ilkelerini açıklama ve yanlış anlaşılmaların çoğunu düzeltme niyetindeyim.
Read the rest of this entry »
Tags: , , , , ,
Darwin, ırkçı ve Türk düşmanı mıydı?Temmuz 25th, 2008 by Da Vinci No Comments Filed in Charles Darwin, Yaratılışçılık
İddia: Darwin ırkçı ve Türk düşmanıydı. W. Graham’a yazdığı 3 Temmuz 1881 tarihli mektubunda, ırkçı düşüncesini şöyle ifade etmişti: ” ( ) Avrupalı ırklar olarak bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde TÜRK BARBARLIĞINA karşı galip gelmişlerdir. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, BU TÜR AŞAĞI IRKLARIN çoğunun medenileşmiş yüksek ırklar tarafından elemine edileceğini (yok edileceğini) görüyorum” (Harun Yahya, Yaratılış Atlası 1, s.606).
Yaratılışçıların bu iddiaları, “yüksek makamlarda da” etki yaratmış olmalı ki, (hem de) Milli Eğitim Bakanı Sayın Hüseyin Çelik, Charles Darwin’in Türkler hakkında “Gelişimini tamamlamamış, adi bir ırk” dediğini iddia etmiştir.
Yanıt: Darwin’e ait, Türkler ile ilgili bu tip ifadelerin yer aldığı hiçbir kaynak bulunmamaktadır. Bakan Çelik’in Charles Darwin ve evrim kuramıyla ilgili bilgisinin sadece, Amerikalı Yaratılışçıların ülkemizdeki sözcüleri durumunda olan kişilerin çevirdikleri yayınlara dayandığı görülmektedir. Bu yayınların bir özelliği ise, bilinçli şekilde yapılan çeviri hataları içermeleridir.
Yaratılışçıların yukarıda çevirdikleri metnin orijinali şöyledir: “The more civilized so – called Caucasian races have beaten the Turkish hollow in the struggle for existence. Looking to the world at no very distant date, what an endless number of the lower races will have been eliminated by the higher civilized races throughout the world” şeklinde yer alan metnin çevirisi şöyle olmalıdır: “Kafkas ırkları olarak bilinen daha uygar ırklar, varolma mücadelesinde Türkler’i tam bir yenilgiye uğratmıştır. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine bakarsak, daha düşük uygarlık seviyesindeki sayısız ırk, daha uygarlaşmış ırklar tarafından tüm dünyadan ortadan kaldırılmış olacaktır.” Yaratılışçıların çevirisine bakılırsa, İngilizce orijinal metinde bulunmayan, “Türk barbarlığı” ve “bu tür aşağı ırklar” ifadelerini çeviriye sokarak, bunları birbirleriyle örtüştürmeyi amaçladıkları görülür. Böylece Darwin’in Türkler’e barbar ve aşağı (ya da adi) ırk diyerek hakaret ettiği propagandasına malzeme hazırlanmış olmaktadır.
Yaratılışçıların Darwin’le ilgili olumsuz kampanyalarından biri de, ırkçı olduğu iddiasıdır. Darwin kesinlikle bir ırkçı, kafatasçı değildi. Kölecilik karşıtlığını nesiller boyu gelenek olarak yaşatan bir aileden gelmekteydi. Çünkü ortaçağ ırkçılığın beslendiği ana kaynak kölecilikti. Bunla ilgili pek çok şey yazılabilir; biz Darwin’in Beagle yolculuğu sırasında kız kardeşi Catherine’e yazdığı 1833 tarihli mektupta yer alan bir paragrafı aktaralım: ” Seçimlerde de görüldüğü gibi, köleliğe karşı yaygın duyarlılığın, sürekli arttığını gözlemekteyim. İngiltere köleliği tamamen kaldıran ilk Avrupa ulusu olsa, bu onun için ne kadar övünülecek bir şey olur! İngiltere’den ayrılmadan önce, köleliğin olduğu ülkelerde yaşadıktan sonra tüm düşüncelerimin değişeceği bana söylenmişti; şu an farkında olduğum tek değişiklik, zenci karakteri hakkında bende çok daha yüksek bir takdirin oluştuğudur. Böyle neşeli, içten, dürüst ifadeli ve böylesine sağlıklı, kaslı bedenlere sahip bir zenci görüp de, ona karşı sevecenlik duymamak olanaksızdır”.
Darwin bunları ne zaman söylemişti? Örneğin, 19. yüzyıl Amerika’sının en önemli doğa bilginlerinden, Yaratılışçı Louis Agassiz’in zencilerle beyazların ayrı türler olduğunu ve Tanrı tarafından yaratıldığını söylediği bir dönemde.
Darwin İnsanın Türeyişi kitabında, “Bugünkü insan ırkları, renk, saç, kafatası biçimi, vücut oranları, vb. gibi birçok bakımdan farklı olmakla birlikte, yapılarının tümü dikkate alınırsa, pek çok noktada birbirlerine büyük ölçüde benzemektedirler. Bunların birçoğu öylesine önemsiz ya da apayrı niteliktedir ki, kökenleri başka olan türlerin ya da ırkların onları ayrıca kazanmış olması, son derece olanaksızdır. Aynı düşünce, en farklı insan ırkları arasındaki zihni benzerliğin pek çeşitli yönleri için de, aynı ölçüde ya da daha çok geçerlidir” diyordu. Yaşadığı dönem göz önüne alındığında, Darwin’in sözlerinin değeri daha iyi anlaşılacaktır.
Prof. Dr. Haluk Ertan
[Bu yazı Bilim ve Gelecek dergisinin Nisan 2007 tarihli 38. sayısında yayımlanmıştır.]
Tags: ,
Yaratılışçı SavlarTemmuz 22nd, 2008 by admin No Comments Filed in Yaratılışçılık
Yaşam anlık bir yaratmayla mı ortaya çıktı?
Dinsel bağnazlığı yansıtan yaratılışçı akım “bilimsellik” görünümü altında bilime karşı bir harekettir. Başlıca savları incelendiğinde, hedefin belli bir olayı ya da olgular kümesini açıklamaktan çok, evrim düşüncesini yıpratmak, yıkmak olduğu görülür. Yaratılışçıların son yirmi yıldır kullandıkları taktik, evrim kuramına ilişkin eleştirileri yaratılışçı görüşü doğrulayan kanıtlar olarak göstermektir. Böyle bir manevraya başvurmaları aslında kendi savlarım bilimsel anlamda kanıtlayamadıkları demektir.
Yaratılışçılığın özünde yer alan şu iki temel savı alalım, örneğin:
Read the rest of this entry »
Tags: , ,
Yaratılış dogmasının evriminde bir aşama: Akıllı Tasarım hipoteziTemmuz 22nd, 2008 by admin No Comments Filed in Yaratılışçılık
Prof. Dr. Haluk ErtanİÜ Fen Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü
Ülkemiz yaratılışçıları bir süredir yazılı ve görsel basındaki faaliyetlerini arttırdılar. Yüzlerce milyar liralık reklam ve programlarla, her gün bir yerde boy gösteriyorlar. Şeriatçı gazeteler ise sürekli Darwin’e saldırıyor. Görünen o ki yeni bir kampanya için bir yerlerden düğmeye basılmış. Türkiye’deki yaratılışçı hareket özgün bir oluşum olmayıp, hem para hem de bilgi desteği açısından dışa bağımlı, diğer bir ifadeyle taşeron bir akım olduğundan, düğmenin bulunduğu yerin ABD’deki Hıristiyan Yaratılış Araştırma Enstitüsü olması yüksek ihtimal.
Burada bunlar olurken, Ağustos’un ilk günlerinde ABD’de bu konuyla ilgili dikkat çekici bir gelişme daha meydana geldi. Basından öğrendiğimize göre, Teksas’lı bir grup gazeteci ile yaptığı toplantıda oğul Bush, okullarda evrim kuramıyla birlikte dinsel kökenli “akıllı tasarım” görüşünün de öğretilmesinden yana olduğunu söylemiş. Gerekçesi de öğrencilerin farklı görüşlerle karşılaşmasının iyi olacağıymış!
Kim bilir belki zamanla “farklı görüşler” kervanına astroloji, falcılık, muskacılık vs. de katılır. Şaka bir yana aslında böyle büyük bir para ve silah gücünün başında bu kafada insanların bulunması gerçekten ürkütücü. Son duyduğumuz haber ise bizim yaratılışçıların, aynı ABD’nin bazı tutucu eyaletlerinde olduğu gibi, ülkemizin orta dereceli okullarında da evrim ile yaratılışın eşit sürelerde okutulması yönünde bir kampanya başlatma niyetinde oldukları. Gelişmeler önümüzdeki günlerde bu konuların gündemde daha fazla yer alacağını gösterir nitelikte.
Peki evrim kuramının alternatifi ya da eşdeğeri olarak öğrencilere okutulmak istenen “Akıllı Tasarım” nedir, ne değildir?
Read the rest of this entry »
Tags: , ,
« Older Entries

Evrim Teorisi
Bilim nedir?
Bilimsel Yönteme Giriş
Yaşamın Kökeni Nedir?
Evrimsel Biyolojiye Giriş
Doğal Seçilim
Rasgele Genetik Sürüklenme
Genetik ve Evrimin Modern Sentezi
Birlikte Evrim
Evrim ve Abiogenez
Mutasyonlar zararlı mıdır?
Yararlı mutasyonlar var mıdır?
Mutasyon tipleri ve etkileri
Darwin’in en büyük keşfi: Tasarımcısız tasarım
Yaratılışçılık
Yaratılışçı Savlar
Yaratılış dogmasının evriminde bir aşama: Akıllı Tasarım hipotezi
Da Vinci’nin Köşesi
Yaratılışçılara Cevaplar 1
Yaratılışçılara Cevaplar 2
Yaratılışçılara Cevaplar 3
Miller-Urey Deneyi ve Harun Yahya’nın Yanılgıları 1
Miller-Urey Deneyi ve Harun Yahya’nın Yanılgıları 2
Archaeopteryx ve Harun Yahya’nın Yanılgıları
Harun Yahya’nın Çarpıtmaları
Akıllı Tasarım: Bilim mi Din mi?
Akıllı Tasarım Hareketinin amacı nedir?
İndirgenemez komplekslik nedir?
Etiket Bulutuakıllı tasarım Bilim doğal seçilim Evrim Teorisi fosiller indirgenemez karmaşıklık Miller-Urey deneyi mutasyon yaşamın kökeni yaratılış atlası abiogenez akıllı akıllı tasarım Archaeopteryx atın evrimi bakteri kamçısı Beagle Bilim bilimsel yöntem birlikte evrim Charles Darwin darwinizm doğal seçilim embriyoloji Ernst Haeckel evrim Evrim Teorisi fosiller Galapagos adaları geçiş formları genetik harun yahya indirgenemez karmaşıklık indirgenemez komplekslik kambriyen patlaması ken Michael Behe miller Miller-Urey deneyi mutasyon rasgele genetik sürüklenme termodinamik yaşamın kökeni Yaratılışçılık yaratılış atlası
Subscribe Feed



Meta
Kayıt ol
Giriş
Author
Here you can provide some author or blog infomation.
Sayfalar
Amacımız
Evrim Teorisi Nedir?
Sıkça Sorulan Sorular
Soru-Cevap
Terimler Sözlüğü
Yaratılışçı İddialara Cevaplar
Ziyaretçi Defteri
Kategoriler
Bilim (7)
Charles Darwin (5)
Evrim Teorisi (33)
Yaratılışçılık (25)
Akıllı Tasarım (5)
Son Makaleler
İnsanlığın Göç Tarihi: DNA Çalışmaları Kıtalar Boyunca İnsanlığın Kökenlerinin İzini Sürüyor
Araştırma, genetik kaynaklı insan hastalıklarının antik bir evrimsel miras olduğunu öne sürüyor
Bilim ve Yaratılışçılık
Zehirli Yılanlar, Kaygan Yılanbalıkları ve Harun Yahya
Adem ile Havva’nın uzun yürüyüşü
Prof. Kenneth Miller’ın Akıllı Tasarımın Çöküşü Başlıklı Konferansı
Gözün indirgenemez komplekslikteki yapısı evrimle açıklanamaz mı?
Kambriyen patlaması yaratılışı destekler mi?
Termodinamiğin İkinci Yasası, Evrim Teorisini geçersiz kılıyor mu?
Türler arası geçiş formları yok mu?
Son Yorumlar
Zehirli Yılanlar, Kaygan Yılanbalıkları ve Harun Yahya yazısı için Cahillik olduğu kesin ama kimin cahilliği? « Evrim karşıtı yaratılışçı iddialara cevaplar tarafından yapılan yorum
Zehirli Yılanlar, Kaygan Yılanbalıkları ve Harun Yahya yazısı için Zehirli Yılanlar, Kaygan Yılanbalıkları ve Harun Yahya « Evrim karşıtı yaratılışçı iddialara cevaplar tarafından yapılan yorum
Adem ile Havva’nın uzun yürüyüşü yazısı için Adem ile Havva’nın uzun yürüyüşü « Evrim karşıtı yaratılışçı iddialara cevaplar tarafından yapılan yorum
Ernst Haeckel’in embriyo çizimleri üzerine Yaratılışçı çarpıtmalar yazısı için Ernst Haeckel’in embriyo çizimleri üzerine Yaratılışçı çarpıtmalar « Evrim karşıtı yaratılışçı iddialara cevaplar (Answers to creationist claims) tarafından yapılan yorum
Harun Yahya’nın böcekleri yazısı için Harun Yahya’nın böcekleri « Evrim karşıtı yaratılışçı iddialara cevaplar (Answers to creationist claims) tarafından yapılan yorum
At, evrimi en iyi bilinen türlerden biridir yazısı için At, evrimi en iyi bilinen türlerden biridir « Evrim karşıtı yaratılışçı iddialara cevaplar (Answers to creationist claims) tarafından yapılan yorum
Akıllı Tasarım: Bilim mi Din mi? yazısı için Akıllı Tasarım Hareketinin amacı nedir? tarafından yapılan yorum
Arşiv
Kasım 2008
Ekim 2008
Eylül 2008
Temmuz 2008
Temmuz 2007
Haziran 2007
Nisan 2006
Mart 2006
Ocak 2006
Aralık 2005
Copyright 2008. Evrim Teorisi Sitesi. All Rights Reserved. QuickPress theme by Quick Online Tips


Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: